Yazı Detayı
02 Eylül 2021 - Perşembe 15:57
 
VERİMLİLİK
Murat SEVGİ
 
 

Verimlilik; üç temel unsur üzerine kurulmuş bir sacayağıdır. Bunlar, vizyon, misyon ve aksiyondur. Bu üçlüyü şekillendiren dördüncü bir unsur daha vardır. Bu dördüncüsü için bazı kitaplarda yönetici kavramından söz edilir ama bu yanlıştır. Doğru kavram LİDER olmalıdır!

 

* * *

 

            Verimlilik, alt anlamları çok olan terimlerden ama esas olarak iki anlamı var.

            Birincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkileyen taraf (özne) için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetenin eylemlerinin değeriyle ilgilidir. Yani doğrudan elde edilmesi kolaydır. Aksiyonun (eylemin) ortaya koyduğu etkinin durumunu ifade eder.

            İkincisi; istenilene ulaşma sürecinde etkilenen taraf (nesne) için geçerli bir sıfat. Diğer bir deyişle yönetilenin eylemlerinin değeriyle ilgilidir. Yani doğrudan elde edilebilmesi zordur. O eylem karşısındaki tepkinin durumunu ifade eder.

 

* * *

 

            İş hayatındaki etkisini göz önüne almakta olsak da, hayat ve hayal edebildiğimiz tüm sistemler, bu etken-edilgen ilişkisinin doğru şekilde işlemesine muhtaçtır. Sistemlerin bu iki tarafı; ince bir çizgiyle ayrılan hassas bir dengeyi oluşturuyor. Etkenin verimliliğine liderlik, edilgenin verimliliğine ise toplam kalite diyoruz ama bunları bir arada düşünmek, tek ‘sistem’ olarak bütünleştirmek, -sanki- yeni bir buluşmuş gibi önümüze sunuluyor.

            Üç lafımızdan birini döndürüp dolaştırıp, getirip, bağladığımız ‘Batı’, önümüzde örnek sistem, doğru olduğuna inandığımız model olarak duruyor. Sorgusuz-sualsiz, plansız-programsız, gözleri bağlanmış bir kurbanlık gibi yürüyoruz, batı olduğunu sandığımız bir yolda ilerliyoruz… Batı dediğimiz toplumlar da imrendiğimiz durumlarına bizler gibi zorluklar ve acılar içerisinde uzun bir süreç geçirdikten sonra ulaştılar. Bugün batı toplumlarının yaşam kalitesi ya da konumunda iyi bir şeyler olmuşsa bunu o günlerin acılarına borçlular.

            İlk adımları, binlerce yıl öncesinde, zamanın filozofları tarafından atılan sistem ve doktrinler günümüz dünyasında etkinliğini hala koruyor. Yaşadığı çağda bilimlerin birbirinden ayrılmadığı bir ortamda karmaşa ve düzensizliğin tam ortasında doğmuş, çevresindeki düzensizliğin ve sistemsizliğin farkına vararak hem eğitimini hem de o eğitimden aldıklarını en iyi şekilde kullanmanın bilincine varabilmiş bir bilgin: Demokritos. (MÖ 460-370)

            En az onun kadar etkileri günümüzde devam eden başka bir filozof da Aristoteles. Bilgiyle hurafeyi, gerçekle hayali biri birinden ayırmayı başarmış. En önemlisi de bu başarısını başkalaryle paylaşmış, tartışmış ve öğretmiş. Çağının en önemli bilginlerinden Platonun öğrencisi olmuş. 20 yıl öğrencisi olarak yanında yetişmiş. Sonuç olarak sistem ortaya çıkartabilme şansını eline geçirmiş. İlgi alanı olarak ‘doğa’, o gün için seçilebilecek en iyi tercih olmuş. Doğayı, kuralları ve olaylarıyle bütün olarak düzenlemek yolunda çalışmalar yapmış. Doğadaki her şeyin değişik guruplarda bir araya geldiğini göstermeye çalışmış. Tüm olaylara birer sebep sonuç ilişkisi oluşturduğunu düşünmüş. Bu sebep sonuç ilişkisinin kurallarını koymakta sakınca görmemiş. Mantık kuralları oluşturmuş.

            Aristoteles (MÖ: 384 - 322), asıl ününü kendi döneminden sonra Batı toplumunda egemen olan ve yönetimi elinde tutan kilise burjuvazisi tarafından benimsenmesine borçludur. Kilise, 1500 yıl kadar süren bir dönem boyunca karşısına çıkan her türlü ilerleme ve gelişme önerisini, aslında hiç ilgisi olmadığı halde, ucundan-kıyısından ilişkilendirip, Aristoteles’in düzenlediği sistemle kıyaslıyordu. Karşılarına çıkan her türlü yenilik, engelleniyordu.

            Mazeretleri: ‘Aristoteles öğretisine uygun olmamak!’

            Sonuçta reddediyordu…

 

* * *

 

            Kiliseyi elinde tutan kutsal kesim, elindeki iktidarın nimetlerine öylesine bağlanmıştı ki, adeta sahibi olduğu halkın hayat kalitesinde yaşanan düşüşün farkında bile değildi. Yönetme işini elinde tutanlar, yönetme işini beceremiyordu. Sonuç olarak batı, yerinde duruyor, daha da kötüsü her geçen gün bir batağın içine gömülüyordu.

 

* * *

 

            Artık başıbozukluk, düzensizlik, zorbalık, yoksulluk ve fakirlik hayat şekli haline geldi. Kiliselerde kendi kapalı dünyalarında saltanat sürmekte olan az sayıda insan olup-bitenden habersiz ya da ilgisiz yaşamını sürdürmekteydi. Orta çağın karanlığı kutsal kesimin kapısını da çaldığında, bıçak kemiğe dayandığında, başka çareleri kalmadığında yönetmek zorunda olduklarını ve oturdukları tahtlarda bir görevlerinin olduğunu fark ettiler. (Vurdumduymaz ve umursamaz hallerine devam etme şanslarının son noktasına kadar kullanmışlardı.)

            Rönesans, başlangıcından 230 yıl önce, kilisenin bu uyanışına dayansa da asıl başlangıç tarihi toplumun uyanışında gibi düşünülür ama Avrupa’nın yaşadığı değişimin başlangıcı haçlı seferleridir. Kilise, haçlı seferleri diye bilinen Kudüs yolculuğuna izin vermeseydi batının bir Rönesans tarihi de olmayacaktı. Sonuçta çıkarları uğruna yaptıkları engellemeleri yine çıkarları uğruna sona erdirdiler…

            Batı, Selçuklu ve Osmanlı kültürünün zirvelerinde olduğu bir dönemde Anadolu kentlerinden ve kültüründen etkilenirken sosyal hayatın dinamizmi ve renkliliği hayranlıkla karşılandı. Öğrenme güdüsünü tetikleyen hayranlık, Batının bugüne kadar devam eden yükselişinin de başlangıcı oldu.

            Aslında haçlı seferleri sırasında Batıda başlayan toplumsal bir eğitim hamlesinin ilk kıvılcımlarını ateşleyen Anadolu insanının kendisiydi. İçin-için yanan Batı, bütün bu uyanış evresinin zirvesi 18nci yüzyılın son çeyreğinde Fransa’da ulaştı.

            Kıvılcımlar alevlendi.

            Batı, dumanların arasından sıyrılıp demokrasi denilen sistemin çevresinde ayağa kalkıp dans etmeye başladı…

            Topraklar, aynı topraklar; insanlar aynı insanlardı.

            Değişen tek şey yönetebilen yöneticilerin var olmasıydı. Yönetme işi ehil ellere geçmişti. Ya da yöneticiler ehilleşmişti… Sonrasındaki 200 yıl içerisinde her geçen gün katlanarak artan gelişme; sanayi ve teknolojiyi yarattı.

            Batı, bu kader değişimini yaşarken bizler de sanki aynı simetride her geçen gün daha da geriye gitmeye başladık. Ta ki, o ana kadar:

 

* * *

 

            Bir süredir İstanbul, İngiliz donanmasının gemileri tarafından kuşatılmıştı. İstanbullular sabah kalktıklarında boğazda balıkçı tekneleri ve çevresindeki martılar yerine dev demir yığınları ve tüten bacalarıyla karşılaşıyordu. İlk gördüklerinde şaşırdılar. Belki de korkuyla yutkundular. Sıkıntı basmıştı içlerini… Sadece bir kişi rahattı. Biraz da öfkeli. Elleri pantolonunun ceplerinde. Bir ayağıyla rıhtımdaki babalardan birini ezercesine… Yanındaki arkadaşına üç kelime söyledi: “Geldikleri gibi giderler!”

            O anda bilse karşısında duran koca donanma!

            Kaderleri o adam!

            Kaderi o kadar yakınlarından geçiyor.

            Durmazlardı herhalde!

            Ama ‘kader’ bu! Engel olunamaz.

            Üç asırlık bir mağlubiyetin son dakikaları…

            O anda, orada bir milletin kaderi değişiyor.

            Vakit yok!

            Batının uzun yolculuğu tekrarlanamaz. Az zamanda büyük işler yapmak lazım. Asırları bir ömre sığdırmak lazım. Planlar yapılıyor, Bandırma’nın güvertesinde…

            Asırlar, tam 19 yıla sığıyor.

            Yöneten iyi yönetince oluyor. Yönetilen de seviyor bu işi.

            Ayağında, üstünde yok ama yüreğinde var.

            O yetiyor!

            Kucak dolusu parayla yapılamayan, yürek dolusu umutla oluyor.

            Bir de üste umut kalıyor. İlkinden de çok!

            Umutla oluyor tohumlar ağaç. Bir ömre sığdığıyla kalıyor.

            Başarıyor, isteyince!

            Çünkü yönetici yönetmeyi biliyor…

 

            Hep sevgi ile kalın.

            Murat SEVGİ

            twitter.com/MuratSevgi

 
 
 
Etiketler: VERİMLİLİK,
Yorumlar
Diğer Yazılar
TASARIMSAL YETERSİZLİK!
MARMARAEREĞLİSİ NEREYE GİTTİĞİNİ BİLMİYOR!
GÖRMEDİKLERİNİZ ÇOOK!
DERİN DEŞARJ'DAN MÜSİLAJA MARMARA DENİZİ
FIRSATÇILARA FIRSAT VERMEYİN!
TOPLU TAŞIMADA "HES KODU"
GELDİĞİMİZ NOKTADA "HERKESİN ÇÖPÜ KENDİNE!"
SIRADANLAŞMA!
AŞI İŞİNE İYİ BAŞLAMIŞIZ AMA...
TAM 30 YIL GEÇMİŞ
UFAK TEFEK ŞEYLER!
KAYIP ÇAĞ!
NAFTALİNLİ KURABİYE
HER FABRİKA BİR KALEDİR
Avlanma Teknikleri
İPTAL DAVASI SÜRÜYOR: İPTAL DAVALARI AÇILDI
HAYIR BEYA!..
ADAYLAR NEYE ADAY?!
ÇUKURÇENGEL PARK OLSUN!
İKNA ODASI PATLADI!
ÇEVRECİLER UYUYOR MU?
Sosyal ÇED: Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme: ÇSED
MSG: Yedikçe yersin, tüketince tükenirsin!
NÜKLEER STRATEJİ!
TERMİK SANTRAL İTİRAZI - 1
"HER FABRİKA BİR KALEDİR!"
NE İÇİYOR BUNLAR?!
SANTRAL LİSTESİ 2
İSTİKLÂL MADALYASI
BİZ KARARLIYIZ!
MEDENİYETLER ÇATIŞMAZ!
ÖLÜM BACALARI İSTEMİYORUZ!
ÇEVRECİLER HERŞEYE KARŞI!
AĞALARIN SANAYİ İLE TANIŞMASI - 1
KELEBEK ETKİSİ
İNOVASYON, AR/GE FİLAN...
ÇORLU’YA KOCAMAN BİR İMZA!
ALLA BENİ, PULLA(MA) BENİ!
HIZLI TREN YERİNE KÖMÜR TRENİ!
PARK OLSUN
YÖNETEMEMENİN TÜRKÇESİ!
KÜLTÜR ASİMİLASYONU
KENTSEL OBEZİTE! (1)
DEKOVİL-2: DOĞA KATLİAMINA DEVAM
DEKOVİL!
"O ZAMAN GAZ LAMBASI YAK!"
TRAKYA BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL!
ŞAFAK HAREKATI
ÇORLU TARİHİYLE YÜZLEŞİYOR!
ELİNİ SALLASAN DANIŞMANA ÇARPIYOR!
"ÇEVRECİLER HER ŞEYE KARŞI!"
OCAĞIMIZA, KUM OCAĞI...
OKUL SEZONU AÇILDI!
BUYUR BUR'DAN YAK!
YÖNETEMEMENİN TÜRKÇESİ!
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!
BAZ İSTASYON!
YUVARLANIP GİDİYORUZ!
KİMLİK BİLGİLERİ ÇALINDI DA NE OLDU?
KÖMÜRDEN KURTUL, GELECEĞİ KURTAR
İNSANSIZ OTOBÜS!
KAÇ ŞAFAK GEÇTİ?
ZEHİRLE KALKINMA!
KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALLERİN FAYDALARI
MERALARIN BAŞI BELADA!
Sevgiler gününde bir TEKTAŞ alın!
ONLAR KAĞIT TOPLAMIYOR! DOĞA SAVAŞÇISI!
OLAĞAN ŞÜPHELİLER İLE SIRADAN İŞLERİN ÖLÜMCÜL SONUÇLARI
STAR WARS'I BİLİR MİSİNİZ
NOEL BABA VE KIRKHARAMİLER
ASLINDA, HERKES, HER ŞEYİN FARKINDA!
HALKIN PARASIYDI, KAMUNUN YARASI OLDU
GÜZEL BİR GELECEK BEKLİYOR!
İHANET VE YÖNETEMEME MESELESİ
KÜRESEL BELA: NÜKLEER
78 YILDIR YOKSUN AMA...
EKİP ÇALIŞMASI VE LİDERLİK
ERGENE DEVLET HASTANESİ
TERÖRE DE, LANETLEMEYENE DE LANET OLSUN!
ASIL HEDEF: LONGOZ ORMANI
SOSYAL MEDYA GÜDÜMLÜ MÜ
FOSİL ASLINDA İSRAFTIR
DERDİMİZ ALTI SANİYE OLSUN
AR/GE VE İNOVASYON TOPLUMU!
İNANMAK yahut BİLMEK! İşte, bütün mesele bu...
CEHALET YANILGISI
FIKRA DEĞİL GERÇEK!
HEP ÇEVRE HEP ÇEVRE OLMAZ!
KATLİAM MODA OLDU!
KÖMÜRE VE TERMİĞE İTİRAZIMIZ VAR!
YA KÖMÜR, YA TARIM VE İNSAN?!
TRAKYA'DA KATLİAM PLANI MI YAPIYORLAR?!
KÖMÜRLÜ SANTRAL ÖLDÜRMEZ,SÜRÜNDÜRÜR
EĞİTİM,ÖRGÜT ve KÜLTÜR
ERKEN SEÇİM
GDO'DA YANLIŞ POLİTİKALAR
MAYIS GELDİ, GEÇİYOR
ATIK - KARA PARA İLİŞKİSİ!
TRAKYA, DUR DİYOR!
TAKSİM'İN KANLI TARİHİ
GERİCİ AYAKLANMASI
TAM 25 YIL GEÇMİŞ
VAY ARKADAŞ! AB'Yİ BİLE DOLANDIRMIŞIZ!
YAĞMA TALAN! HER ŞEY YALAN!
TEMSİL ETMEK
OMURGA SORUNU VAR !
ADAYLARA AÇIK ÇAĞRI !
KENTLEŞMEK KALABALIKLAŞMAK DEĞİLDİR
HARAMİLER VE KANSER
ÇEVRESEL VE SOSYAL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ - 3
TRAKYA KANSER 'CUMHURİYET'İ
ÇEVRESEL VE SOSYAL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ - 2
ÇEVRESEL VE SOSYAL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ - 1
ÇEVRE ETKİ DEĞERLENDİRME RAPORU NEYİ KORUR?
TARIM - KENTLEŞME VE TRAFİK
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ VE ÖRGÜTLENME KÜLTÜRÜ!
MEDENİYETLER ÇATIŞMAZ !
AMA HANGİ HUNTINGTON ?
DÜZENİN MİMARLARI BUNLAR!
EKOLOJİ - EKONOMİ - RANT !
KENTİ'Nİ KANDIRMAK!...
TERMİK SANTRALLER NASIL ÖLDÜRÜR
MERA KÖYLÜ DEMEK; KÖYLÜ HAYAT DEMEK
MERALAR : köprüden önceki son çıkış!
MERALAR İÇİN 1 KASIM'DA LÜLEBURGAZ'A
BAŞARININ SIRRI
HA EBOLA, HA IŞİD
TRAKYA GELECEĞİNİ SATIYOR ?
ERGENE ÖLÜM FESTİVALİNE Mİ HAZIRLANIYOR ?
İnsanın Psiko - mekaniği
ESKİ BAYRAMLAR
Sağlık değerlidir !
BU AY HIRSIZLARIN AVUÇLARI KAŞINIR !
KIRKBEŞLİK
ÖKÜZÜN ALTINDA NE ARANIR ? ( 2 )
İHMAL DEĞİL CİNAYET!
ÇÖPEÇEVRE KUŞATILDIK !
TAKSİM’İN AYAKLANMA TARİHİ (2)
TAKSİMİ'İN AYAKLANMA TARİHİ ( 1 )
OKUMAK NEDEN GEREKLİDİR ?
KURBANLIK KEÇİ
KİFAYETSİZLEŞME
KENTSEL DÖNÜŞÜM
YAKINDA HUKUKA DA GEREK KALMAYACAK !
KATALİZÖR
NAMUSLU / NAMUSSUZ ...
AT GÖZLÜĞÜ
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı