Doç. Dr. Narinç: Mübadele sadece bir göç değil bir dönüm noktasıdır
Doç. Dr. Narinç: Mübadele sadece bir göç değil bir dönüm noktasıdır
Çorlu İş İnsanları ve Sanayiciler Derneği, “Türk – Yunan Mübadelesi ve Traklar” konulu seminer düzenledi. Doç. Dr Narinç, “Trakya’nın kültürel dokusunu anlamak için mübadeleyi doğru okumak büyük önem taşımaktadır. Mübadelede büyük acılar yaşanmıştır” dedi.
İZZET MEDE - Çorlu İş İnsanları ve Sanayiciler Derneği (ÇİSAD) tarafından mübadelenin 103. yılı nedeniyle “Türk – Yunan Mübadelesi ve Traklar” konulu seminer gerçekleştirildi. Seminerde Prof. Dr. Ayşe Sina ve Doç. Dr. Ökkeş Narinç sunum yaptılar. Mübadil torunu işadamı Ergin Kalınoğlu’nun da konuşma yaptığı seminerde fotoğraf sergisi de açıldı.
KALINOĞLU: ACI DUYABİLİYORSAN CANLISIN
Çorlu İş İnsanları ve Sanayiciler Derneği (ÇİSAD) tarafından düzenlenen “Mübadelenin 103. Yılı” semineri saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. ÇİSAD Başkanı Aptullah Kasapoğlu’nun açılış konuşması ile başlayan seminerde, mübadele yolculuğu sırasında halasını kaybeden mübadil torunu ve işadamı Ergin Kalınoğlu bir konuşma yaptı.
Sözlerine, “Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın. Bende mübadele sırasında Batı Trakya’da göç etmek zorunda kalan bir ailenin evladıyım. Bu dramatik göç sırasında çocuk yaşta olan Zeynep halamı kaybettim ” sözleriyle başlayan Ergin Kalınoğlu, “Batı Trakya’da Rodop Dağları’nın eteklerinde, Drama’nın doğusunda küçük bir köy olan Lubodin’de atalarım mübadele ile göç etmek zorunda kaldı. Bu göç sırasında çok büyük dramlar yaşandı. Herkes malını mülkünü bırakıp geldi. Orada düzeni olan ve kimisi varlık içinde yaşarken bu göç ile beş parasız kaldılar. Küçük teknelerle yolculuk sırasında bir çok kişi açlık, salgın hastalıklar veya soğuk havalar nedeniyle hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden biride 8 yaşında olan Zeynep halamdır. Ailem yıllarca bunun acısını yaşadı” dedi.
“MALINI MÜLKÜNÜ BIRAKIP GELDİLER”
30.Ocak.1923’te Lozan’da mübadele anlaşmasının imzalanması ile Yunan askerinin, Türklerin yaşadığı şehirlere ve köylere giderek bir ay içinde evlerini terk ederek Türkiye’ye gitmeleri gerektiğini söylediğini belirten Kalınoğlu, “Yunan askerleri ‘Gitmezseniz önce hapis sonra dayak ve sonra zorla def ederiz, haberiniz olsun’ dedi. Dedelerinden babalarına, babalarından çocuklarına kalacak yıllarca yaşadıkları bu topraklarından, vatanlarından resmen kovuluyorlardı. Dedelerinden kalan bu topraklar artık onlara yasaktı. Tütün ekerdik. Hayvan bakardık. Yoksulduk ama kimseye muhtaç olmadan özgürce geçinip giderdik.
Ayrılık günü geldiğinde, öküz arabalarına döşekler, yorganlar, birkaç kap kacak yüklendi.
Evler neredeyse bedavaya satmak istedik. Ama Rum komşular satın almadı. Muhtemelen ‘Nasıl olsa bize kalacak’ diye düşündüler. Zorla gözyaşıyla ağıtlarla başlayan yolculukta onları bekleyen korkunç bir felaket daha vardı. O büyük bela da son derece bulaşıcı ve o yıllarda ilacı olmadığı için öldürücü olan sıtma tifüs ve kızamık vardı. Yani peşlerinden gelen ölüm. 30 Ocak 1923 Lozan Mübadili bir ailenin, sekiz yaşında bir çocuğun, benim hiç görmediğim ama içimde taşıdığım küçücük halamın hikâyesi bu” dedi.
DOÇ. NARINÇ: MÜBADELE ORTAK HAFIZANIN ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR
Seminerde görseller eşliğinde sunum yapan Namık Kemal Üniversitesi öğretim üyesi ve UTABİLİMDER Başkanı Doç. Dr. Ökkeş Narinç, mübadelenin ortak hafızamızın en önemli parçalarından biri olduğunu belirterek, “Mübadele sadece bir göç hareketi değil, milyonlarca insanın hayatını derinden etkileyen tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu süreç, sadece fiziki bir yer değiştirmede değildir; kültürlerin, anıların ve kimliklerin taşınması anlamına gelmektedir. Trakya’nın kültürel dokusunu anlamak için mübadeleyi doğru okumak büyük önem taşımaktadır.
Mübadele durup dururken olmadı. 300 yıllık bir sürecin parçalarından oluşuyor. Osmanlı kendi mirasını Balkanlara taşıdı. Tarihsel meselelerin hiçbiri kendiliğinden ortaya çıkmaz, nedenleri vardır. 1620 yılında Southampton Limanı’ndan yola çıktı. Gemide mülkiyetsizliği savunan 13 aile vardı. Fransa ve Hollanda destekliyor ancak İngiltere desteklemiyordu. Toplumlara milliyetçilik akımını aşıladılar. Amerika Fransa’ya karşı büyük mücadele verdi. 30 Yıl ve 7 Yıl savaşları böyle başladı. Osmanlı devleti ve bağlı topluluklarına milliyetçilik akımıyla karşılaştı. Ve sonuçları ortada” dedi.
“OSMANLI’YI SEVEN ATATÜRK’Ü, ATATÜRK’Ü SEVEN OSMANLI’YI SEVMEK ZORUNDA”
1821’de meydana gelen Mora isyanında yaklaşık 40 bin Türk’ün katledildiğini belirten Doç. Dr. Ökkeş Narinç,, “Ruslar Yeşilköy’e kadar geldiler. Bizler kendi içimizde hafızamızı taze tutamadık. Balkan savaşları ve 1. Dünya Savaşı ile Balkanları kaybettik. Antep’te Şahinbey, Maraş’ta Sütçü imam gibi direniş göstermeliydik. Balkanlarda bir parçamızı bırakıp geldik. Biz Batı’nın yazdığı tarih ile büyüyoruz. Osmanlı’yı yok sayan geçmişini yok sayar. Osmanlı’yı seven Atatürk’ü, Atatürk’ü seven Osmanlı’yı sevmek zorunda. Dünya tarihinde Türkleri çıkarın geriye bir şey kalmaz.
Mübadele sırasında hayvanlar için kullanılan değiş tokuş lafı insanlar içinde kullanılmıştır. Ermeniler Anadolu’da inanılmaz zulümler yaptı. Ermeniler tüm Türkiye’ye dağıldılar. Mudanya Mütarekesi’nde İsmet İnönü başarıyla çıkmıştır. Atatürk’ün taviz verme direktifiyle üç önemli konuda başarı sağlandı. Bunlar; 1- kapitülasyonların kaldırılması 2 – azınlık meselesi 3 – boğazlar meselesi” dedi.
“MÜBADELE ETNİK KÖKEN VE DİL DEĞİL, DİN AYIRIMINA GÖRE YAPILDI”
Doç. Dr. Narinç, mübadele ile yaklaşık 1 milyon 700 bin insan hareketliliğinin yaşandığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü, “Türkiye’den Yunanistan’a giden insan sayısı yaklaşık 1 milyon 300 bin ve Yunanistan’dan gelen insan sayısı ise yaklaşık 500 bin kişi. Bu değişim, etnik köken ve dile göre değil din ayırımına göre yapıldı. Türkiye’deki Rum Ortodoks din mensupları ile Yunanistan’daki Müslüman dinine mensup olanlar esas alındı. Hiçbir Türk devleti bünyesindeki azınlıklara dinleri nedeniyle zulüm yapmadı. Sadece vergi aldı. Türklerin en son zorla göç ettirildikleri yer 1989 Bulgaristan olayıdır. “
Göçe tabi tutulan Türklerin mallarını ya yok pahasına sattığını yada satamadığı için bırakıp gelmek zorunda kaldığını söyleyen Doç. Dr. Narinç, “Ülkemizden giden Rumlar genelde meslek sahibi insanlardı. Sermaye ve nitelikli iş gücü kaybedildi. Türkler daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Ancak mübadele ile gelen Türkler iş açığının kapatılmasında büyük rol oynadı.
Giden Rumlar orada ‘Türk tohumu’, ‘yoğurt vaftizliler’ gelen Türkler ise burada ‘Yunan tohumu’, ‘yarı gavur’ gibi aşağılayıcı laflara muhatap oldular” dedi.
Osmanlı zamanında kurulan Amerikan Kolejleri’nin Türkiye’de ajanlık faaliyetleri içerisinde bulunduğunu ifade eden Narinç, “Osmanlı zamanında Türkiye’nin her yerine çok sayıda Amerikan Koleji kuruldu. Bu 1. Dünya Savaşı’na kadar sürdü” dedi.
Prof.Dr. Ayşe Sina ise ‘Traklar’ konulu seminer gerçekleştirdi. Seminere ilginin çok olmasından dolayı planlanandan bir saat sonra bitti.
Seminerin sonunda ÇİSAD Başkanı Aptullah Kasapoğlu, seminerin gerçekleşmesini sağlayan Trakya RUBAFED Genel Başkanı Nihat Efe ve işadamı Ergin Kalınoğlu’na teşekkür ederek, “sosyal ve kültürel etkinliklerimiz devam edecek” dedi.
Seminerde bir fotoğraf sergisi de açıldı.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
