2000
20002
AHMET H. RODOPMAN
Köşe Yazarı
AHMET H. RODOPMAN
 

GEÇMİŞTEN GELECEĞE İNSANA DAİR HER ŞEY

KENTİMİZİN ÖYKÜSÜ - 1 Bugüne kadar Kırklareli’ nin tarihi başlığı altında bir çok bilgiyi içeren yazılar elbette okumuşsunuzdur.  Bir hayli değişik tarihlemelerle karşılaştığım için bizim öykümüzün başlangıç tarihi ile ilgili epey düşündüm. Bu konuda araştırmalarımı derinleştirdikten sonra, öykümüzün başlangıcının, bilim insanlarınca kabul edilmiş ve değişik yayınlarla belirtilmiş dünyanın oluşum sürecindeki olayların tarihlerinin göz önüne alınarak belirlenmesinin daha mantıklı olacağı kararına vardım. Tarihe yolculuğumuzu biraz daha gerilere götürdüğümüzde, insanlığın yeryüzünde görülmeye başladığı tarihlerden, yaklaşık 2.5 milyon yıl kadar önceleri başlayıp günümüzden 70.000-80.000  yıl önceye gelinceye değin süren bir buzul devrinden söz etmek durumunda kalıyoruz. 4. Buzul Çağı olarak adlandırılan bu süreçte Kuzey Yarım küreyi kaplayan buzulların sınırlarının sanılandan da daha fazla yayıldığını anlıyoruz. Son buluntular buzulların hemen hemen Ekvator bölgesine değin sarktığını bize gösteriyor . Dünyayı yarım bir buz küresine döndüren bu dönem yavaş yavaş sonlanmaya yine Ekvator bölgesinden başlayarak buzların çekildiğini, donmuş toprağın uyanmaya başladığını görüyoruz. Günümüzdekine benzer doğa görüntülerin oluşması için yine binlerce yılın geçmesi gerektiğini anlıyoruz. Afrika’ da doğa yavaş yavaş kendine gelirken Neandertal insan özeliliğinde varlıklar oluşmaya başlıyor, ardından günümüzden yaklaşık 60.000-70.000 yıl önce de Homo Erectus ve Homo Sapiens insan örnekleri görülmeye başladığı belirtiliyor. Bulunduğumuz coğrafyadan buzulların çekilmesi 40.000 yıl önce başlayıp 10.000 yıl civarlarına değin etkilerini sürdürdüğü belirtilmektedir. Ancak günümüzden 15.000-10.000 yıl öncelerinden itibaren genellikle Afrika kökenli avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşayan 12 ile 50 arasında insan topluluklarının Afrika dışında Asya, Avrupa ve Amerika topraklarında dolaştıkları belirlenebiliyor. Bu yıllarda hiç bir yazılı belgenin bulunmayışı, tam tarih verilebilmesini engelliyor. Ancak toprak altı veya buzul kitleleri arasında bulunan kalıntılardan elde edilen bilgilerin toplanması ile bazı sonuçlara varılabiliyor. Bu belirlemelerin ışığı altında Trakya‘dan buzulların kalkması, toprağın, bitkilerin ve hayvanların bugünkü görünümlerini alması M.Ö. 9.000-8.000 li yılları bulmaktadır. O tarihlerde bile Trakya’ nın buz değil ama henüz sular altında bulunduğu yapılan araştırmalardan bilinmektedir. Trakya’ ya ilk insan yerleşimleri M.Ö. 7.000 li yıllarda başlamıştır. Gruplar halinde gerek Anadolu’ dan gerekse Balkanların kuzeyinden insan gruplarının gelmeye başladıkları anlaşılmaktadır. İlk zamanlarda yerleşimler barınmak amacı ile mağaralar ve ormanlık alanlarda olmaktadır. Trakya’ da özellikle Kırklareli civarında gerek doğal mağaralar gerekse yoğun orman örtüsünün olması bu gezer – göçer insan topluluklarının ilgisini çekmiştir. Böylece yerleşip bu bölgede yaşamaya karar vermişlerdir. Düşünün, her yer boş ve yerleşilmeye uygunken, binlerce kilometre yol gelmiş insanların yerleşik hayata geçmek için beğendikleri topraklarda yaşıyoruz. O gün için aradıkları her şeyin olduğunu düşündükleri bu bölgede, bol ve güzel su kaynakları, pek çok gereksinimlerini karşılayabildikleri ormanlar ve ormanlarda avlayabilecekleri hayvanlar, barınabilecekleri mağaralar, korunabilmek için yapacakları ev, duvar, kale yapabilmek için  taş bulabilme olanaklarının olduğu bir bölgeyi bulmuş olmaları onlar için ne büyük bir şans olmuştur. Binlerce yıldır kar ve buzun altında kalan toprakların yavaş yavaş tarıma elverişli hale gelmesi ile geniş ve verimli toprak parçaları elde edilmiştir. Böylece başlayan yerleşik ekim ve çiftçilik hayatı yepyeni bir uygarlığın doğuş sinyallerini de birlikte getirmeye başlamıştır. Bir yılda sırası ile değişen mevsimlere bağlı olarak düzenlenebilecek bir yaşam şeklini kurabilmeleri için gereken her koşunun bulunduğu bu alanlara zaman içinde binlerce grup yurt bilip yerleşmiştir. Bir hayli fazla bulunan su başlarına, dere kenarlarına yerleşen bu gruplar kendi aralarında belirli bir kültür alışverişine girerek kültürel bilgi birikimlerini arttırmışlardır. Çok sayıda farklı gruplardan oluşan bu topluluğa Traklar adı verilmiş ve uzun yıllar bu dağınıklıkları ile geniş bir coğrafyaya yayılarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Birbirlerinden azda olsa farklılıklar gösteren  Trak grupları  farklı yollarla gelip bu verimli topraklara yerleştikten hemen sonra yerleşik kültürün özelliklerine bağlı olarak kültürel birer varlık olamaya yine bu topraklarda başlamışlardır. Vahşi hayvanları evcilleştirmeye, yabani tohumları ekip çoğaltmaya, o tohumlardan yiyecek yapabilmek için düzenekler kurmaya başlamışlardır. Toplu yaşamanın gereklerini yerine getirmek için iş bölümü yapmaya, yavaş yavaş uygarlaşmaya başlayarak idare düzeni oluşturulmaya yönelmeleri ile,  M.Ö. 5.900 lü yıllara kadar çoğalarak ve gelişerek gelmişlerdir. Öyle ki, tarihçi Heradot’ un söylemine göre, Traklar tespit edilen 39 büyük boyları ve sayılamayacak kadar çok alt boyları ile Hintlilerden sonra en kalabalık insan grubunu oluşturuyorlarmış. Bunların varlıklarını ancak  Trakya’da çok sayıda rastlanan, bıraktıkları höyüklerde yapılan kazılardan öğrenebiliyoruz. İşte bizim kentimiz, Kırklareli’mizin de öyküsü böylece şehir merkezimizin 2 -3 kilometre batısında Aşağı pınar denilen merkezde başlıyor. Bütün bunları son 30 yıl içerisinde bölgemizde yapılan Aşağı Pınar Höyüğü ve Kanlı Geçit bölgesi kazılardan çıkan objeler üzerinde yapılan çalışmalardan anlayabiliyoruz. Bu bölgenin Avrupa’ nın ilk yerleşim yapılan yerlerinden olduğu bu höyüklerde yapılan incelemelerle saptandıktan sonra arkeologların bölgemize olan ilgileri çok daha artmış bulunmaktadır. Sanırım şimdi daha net anlaşılır hale gelmiştir, neden bin yıllarca geriden gelerek Kırklareli kent öyküsüne başladığımız. Bir çoğumuzun hala önemsemediği Kırklareli’ miz, değil şimdi, ilk insanların bile Taş Devri, Tunç Devri, Demir Devirlerinden beri beğenip, yurt edinip yerleştikleri topraklar olduğunu tekrar hatırlatabilmiş isek ne mutlu bize. Her yer boşken bile insanlar havasını, suyunu, toprağını beğenip yerleşiyorlarsa bu topraklara, bizlerin beğenmeyip kaçma diye bir lüksümüzün olmaması gerektiğine inanıyorum. Yeter ki doğru bir ön görü ile iyi planlanıp, düzgün işleyen mekanizmalar oluşturulup, herkesin çalışabileceği, yaşayabileceği düzenler kurulabilsin. İlk insanlar bu bölgede böyle düzenler kurabilmişlerse, yere göğe sığdıramadığımız günümüz insanlarımızın isteyip de yapamayacakları bir şey olmasa gerek. Kentimizin öyküsünü bilmek, kent' imizi daha bir içselleştirip sevmek ve onun için hep iyi bir şeyler düşünmek için önemli bir başlangıç olur kanısındayım. Tarihse tarih, doğa ise alabildiğine doğa, iklim ise en iyi dört mevsimi yaşanılan iklim, deniz ise deniz, dağ ise dağ, orman ise orman. Su  ve hava da yanında ikramiyesi. Bütün bunların yanında eğitimli, görgülü, disiplinli bir toplum yetiştirilebilinirse Trakya, her yönüyle kendine yetebilen çok değerli bir toprak parçasıdır. Dünyada ilk gezgin avcı ve toplayıcı insan topluluklarının bir araya gelip devlet kurduğu toprakların insanları olarak, yarımız başka ülkelerde kalmış olmasına karşın kalan bölümüyle Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli olarak dünyaya parmak ısırtan bir birliktelik ve akılcı yönlendirmelerle bu eşsiz yurt parçasını cennete çevirmemiz hiçten bile değildir. Yeter ki  buna inanalım, birbirimize güvenelim. Bence artık daha fazla geç kalmayalım. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşadığımız kent, bizim için bir üzüntü kaynağı değil, hem sevda hem övünç kaynağı olsun istiyoruz. Kent Öykümüzü  benzersiz tarihimizle süslerken, bilinçle, akılla yaratacağımız yeni olanaklar, doğa ve çevre bilinci ile yetiştirilecek gençler, çok kültürlü yaşam disiplinimiz ile taçlandıracağımız küçük kentimizin onurlu insanları olarak alnımız ak, başımız dik Kırklareli’ liyiz dememiz gerekiyor.   Bunun için  topyekun kentimizi katıksız sevmek, kent' imize , iyiden, güzelden, doğrudan,ve yararlıdan yana ne yapabilirim diye düşünmek ve yapılabilecek koşulları sağlamaya çalışmak gerek. Bu bilinçle birlikte çok şeylerin başarılacağına inanıyorum.  Çünkü Kırklareli’ lere güveniyorum. Onun içinde bu toprağın insanına dair aklımın erdiği her şeyi yazmaya çalışıyorum. ( Devam edecek )
Ekleme Tarihi: 21 Aralık 2025 -Pazar

GEÇMİŞTEN GELECEĞE İNSANA DAİR HER ŞEY

KENTİMİZİN ÖYKÜSÜ - 1

Bugüne kadar Kırklareli’ nin tarihi başlığı altında bir çok bilgiyi içeren yazılar elbette okumuşsunuzdur.  Bir hayli değişik tarihlemelerle karşılaştığım için bizim öykümüzün başlangıç tarihi ile ilgili epey düşündüm. Bu konuda araştırmalarımı derinleştirdikten sonra, öykümüzün başlangıcının, bilim insanlarınca kabul edilmiş ve değişik yayınlarla belirtilmiş dünyanın oluşum sürecindeki olayların tarihlerinin göz önüne alınarak belirlenmesinin daha mantıklı olacağı kararına vardım.

Tarihe yolculuğumuzu biraz daha gerilere götürdüğümüzde, insanlığın yeryüzünde görülmeye başladığı tarihlerden, yaklaşık 2.5 milyon yıl kadar önceleri başlayıp günümüzden 70.000-80.000  yıl önceye gelinceye değin süren bir buzul devrinden söz etmek durumunda kalıyoruz. 4. Buzul Çağı olarak adlandırılan bu süreçte Kuzey Yarım küreyi kaplayan buzulların sınırlarının sanılandan da daha fazla yayıldığını anlıyoruz. Son buluntular buzulların hemen hemen Ekvator bölgesine değin sarktığını bize gösteriyor . Dünyayı yarım bir buz küresine döndüren bu dönem yavaş yavaş sonlanmaya yine Ekvator bölgesinden başlayarak buzların çekildiğini, donmuş toprağın uyanmaya başladığını görüyoruz. Günümüzdekine benzer doğa görüntülerin oluşması için yine binlerce yılın geçmesi gerektiğini anlıyoruz. Afrika’ da doğa yavaş yavaş kendine gelirken Neandertal insan özeliliğinde varlıklar oluşmaya başlıyor, ardından günümüzden yaklaşık 60.000-70.000 yıl önce de Homo Erectus ve Homo Sapiens insan örnekleri görülmeye başladığı belirtiliyor. Bulunduğumuz coğrafyadan buzulların çekilmesi 40.000 yıl önce başlayıp 10.000 yıl civarlarına değin etkilerini sürdürdüğü belirtilmektedir. Ancak günümüzden 15.000-10.000 yıl öncelerinden itibaren genellikle Afrika kökenli avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşayan 12 ile 50 arasında insan topluluklarının Afrika dışında Asya, Avrupa ve Amerika topraklarında dolaştıkları belirlenebiliyor. Bu yıllarda hiç bir yazılı belgenin bulunmayışı, tam tarih verilebilmesini engelliyor. Ancak toprak altı veya buzul kitleleri arasında bulunan kalıntılardan elde edilen bilgilerin toplanması ile bazı sonuçlara varılabiliyor.

Bu belirlemelerin ışığı altında Trakya‘dan buzulların kalkması, toprağın, bitkilerin ve hayvanların bugünkü görünümlerini alması M.Ö. 9.000-8.000 li yılları bulmaktadır. O tarihlerde bile Trakya’ nın buz değil ama henüz sular altında bulunduğu yapılan araştırmalardan bilinmektedir. Trakya’ ya ilk insan yerleşimleri M.Ö. 7.000 li yıllarda başlamıştır. Gruplar halinde gerek Anadolu’ dan gerekse Balkanların kuzeyinden insan gruplarının gelmeye başladıkları anlaşılmaktadır. İlk zamanlarda yerleşimler barınmak amacı ile mağaralar ve ormanlık alanlarda olmaktadır. Trakya’ da özellikle Kırklareli civarında gerek doğal mağaralar gerekse yoğun orman örtüsünün olması bu gezer – göçer insan topluluklarının ilgisini çekmiştir. Böylece yerleşip bu bölgede yaşamaya karar vermişlerdir.

Düşünün, her yer boş ve yerleşilmeye uygunken, binlerce kilometre yol gelmiş insanların yerleşik hayata geçmek için beğendikleri topraklarda yaşıyoruz. O gün için aradıkları her şeyin olduğunu düşündükleri bu bölgede, bol ve güzel su kaynakları, pek çok gereksinimlerini karşılayabildikleri ormanlar ve ormanlarda avlayabilecekleri hayvanlar, barınabilecekleri mağaralar, korunabilmek için yapacakları ev, duvar, kale yapabilmek için  taş bulabilme olanaklarının olduğu bir bölgeyi bulmuş olmaları onlar için ne büyük bir şans olmuştur. Binlerce yıldır kar ve buzun altında kalan toprakların yavaş yavaş tarıma elverişli hale gelmesi ile geniş ve verimli toprak parçaları elde edilmiştir. Böylece başlayan yerleşik ekim ve çiftçilik hayatı yepyeni bir uygarlığın doğuş sinyallerini de birlikte getirmeye başlamıştır. Bir yılda sırası ile değişen mevsimlere bağlı olarak düzenlenebilecek bir yaşam şeklini kurabilmeleri için gereken her koşunun bulunduğu bu alanlara zaman içinde binlerce grup yurt bilip yerleşmiştir. Bir hayli fazla bulunan su başlarına, dere kenarlarına yerleşen bu gruplar kendi aralarında belirli bir kültür alışverişine girerek kültürel bilgi birikimlerini arttırmışlardır. Çok sayıda farklı gruplardan oluşan bu topluluğa Traklar adı verilmiş ve uzun yıllar bu dağınıklıkları ile geniş bir coğrafyaya yayılarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Birbirlerinden azda olsa farklılıklar gösteren  Trak grupları  farklı yollarla gelip bu verimli topraklara yerleştikten hemen sonra yerleşik kültürün özelliklerine bağlı olarak kültürel birer varlık olamaya yine bu topraklarda başlamışlardır. Vahşi hayvanları evcilleştirmeye, yabani tohumları ekip çoğaltmaya, o tohumlardan yiyecek yapabilmek için düzenekler kurmaya başlamışlardır. Toplu yaşamanın gereklerini yerine getirmek için iş bölümü yapmaya, yavaş yavaş uygarlaşmaya başlayarak idare düzeni oluşturulmaya yönelmeleri ile,  M.Ö. 5.900 lü yıllara kadar çoğalarak ve gelişerek gelmişlerdir. Öyle ki, tarihçi Heradot’ un söylemine göre, Traklar tespit edilen 39 büyük boyları ve sayılamayacak kadar çok alt boyları ile Hintlilerden sonra en kalabalık insan grubunu oluşturuyorlarmış. Bunların varlıklarını ancak  Trakya’da çok sayıda rastlanan, bıraktıkları höyüklerde yapılan kazılardan öğrenebiliyoruz.

İşte bizim kentimiz, Kırklareli’mizin de öyküsü böylece şehir merkezimizin 2 -3 kilometre batısında Aşağı pınar denilen merkezde başlıyor. Bütün bunları son 30 yıl içerisinde bölgemizde yapılan Aşağı Pınar Höyüğü ve Kanlı Geçit bölgesi kazılardan çıkan objeler üzerinde yapılan çalışmalardan anlayabiliyoruz. Bu bölgenin Avrupa’ nın ilk yerleşim yapılan yerlerinden olduğu bu höyüklerde yapılan incelemelerle saptandıktan sonra arkeologların bölgemize olan ilgileri çok daha artmış bulunmaktadır.

Sanırım şimdi daha net anlaşılır hale gelmiştir, neden bin yıllarca geriden gelerek Kırklareli kent öyküsüne başladığımız. Bir çoğumuzun hala önemsemediği Kırklareli’ miz, değil şimdi, ilk insanların bile Taş Devri, Tunç Devri, Demir Devirlerinden beri beğenip, yurt edinip yerleştikleri topraklar olduğunu tekrar hatırlatabilmiş isek ne mutlu bize. Her yer boşken bile insanlar havasını, suyunu, toprağını beğenip yerleşiyorlarsa bu topraklara, bizlerin beğenmeyip kaçma diye bir lüksümüzün olmaması gerektiğine inanıyorum. Yeter ki doğru bir ön görü ile iyi planlanıp, düzgün işleyen mekanizmalar oluşturulup, herkesin çalışabileceği, yaşayabileceği düzenler kurulabilsin. İlk insanlar bu bölgede böyle düzenler kurabilmişlerse, yere göğe sığdıramadığımız günümüz insanlarımızın isteyip de yapamayacakları bir şey olmasa gerek. Kentimizin öyküsünü bilmek, kent' imizi daha bir içselleştirip sevmek ve onun için hep iyi bir şeyler düşünmek için önemli bir başlangıç olur kanısındayım. Tarihse tarih, doğa ise alabildiğine doğa, iklim ise en iyi dört mevsimi yaşanılan iklim, deniz ise deniz, dağ ise dağ, orman ise orman. Su  ve hava da yanında ikramiyesi. Bütün bunların yanında eğitimli, görgülü, disiplinli bir toplum yetiştirilebilinirse Trakya, her yönüyle kendine yetebilen çok değerli bir toprak parçasıdır. Dünyada ilk gezgin avcı ve toplayıcı insan topluluklarının bir araya gelip devlet kurduğu toprakların insanları olarak, yarımız başka ülkelerde kalmış olmasına karşın kalan bölümüyle Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli olarak dünyaya parmak ısırtan bir birliktelik ve akılcı yönlendirmelerle bu eşsiz yurt parçasını cennete çevirmemiz hiçten bile değildir. Yeter ki  buna inanalım, birbirimize güvenelim.

Bence artık daha fazla geç kalmayalım. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşadığımız kent, bizim için bir üzüntü kaynağı değil, hem sevda hem övünç kaynağı olsun istiyoruz. Kent Öykümüzü  benzersiz tarihimizle süslerken, bilinçle, akılla yaratacağımız yeni olanaklar, doğa ve çevre bilinci ile yetiştirilecek gençler, çok kültürlü yaşam disiplinimiz ile taçlandıracağımız küçük kentimizin onurlu insanları olarak alnımız ak, başımız dik Kırklareli’ liyiz dememiz gerekiyor.   Bunun için  topyekun kentimizi katıksız sevmek, kent' imize , iyiden, güzelden, doğrudan,ve yararlıdan yana ne yapabilirim diye düşünmek ve yapılabilecek koşulları sağlamaya çalışmak gerek. Bu bilinçle birlikte çok şeylerin başarılacağına inanıyorum.  Çünkü Kırklareli’ lere güveniyorum. Onun içinde bu toprağın insanına dair aklımın erdiği her şeyi yazmaya çalışıyorum.

( Devam edecek )

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve trakyaolay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift Penis Büyütme Ameliyatı Meme Büyütme Ankara Burun Estetiği Ankara Lazer Epilasyon Ankara Lazer Epilasyon Ankara Dövme Sildirme Ankara Lazer Epilasyon Çayyolu Lazer Epilasyon Konya Cilt Bakımı Konya Kıl Dönmesi Tedavisi Ankara Hemoroid Tedavisi Ankara Meme Ultrasonu Ankara Radyolog Ankara Selülit Tedavisi Konya Göz Kapağı Estetiği Ankara