Trakya Olay gazetesini kurmuştum. Gazeteyi hem abonelere dağıtıyoruz hem de Tekirdağ, Edirne, Kırklareli il ve ilçelerinde GAMEDA Dağıtım aracılığıyla tüm gazete bayilerine veriyoruz. Sonra iade, maliyet gibi sorunlar nedeniyle GAMEDA aracılığıyla dağıtımdan vazgeçmiştik.
Cep telefonum çaldı, bilinmeyen bir telefon numarasından arıyorlardı.
Telefonu açtım karşıdaki ses önemli bir haber vereceğini söyledi.
Arayanın verdiği haber gerçekten önemliydi.
Çerkezköy Belediye Başkanı Dr. Remzi Garip’in makam aracına silahlı saldırı yapılmıştı.
Olay olalı birkaç gün geçmişti. Çerkezköy’deki gazeteler dahil hiç kimse nedense haber yapmamıştı.
Arayan kişide Çerkezköy’de yaşadığını söylemişti.
Haberi veren kişiye teşekkür edip telefonu kapattım.
Çerkezköy Belediye Başkanı Dr. Remzi Garip’i, hem siyasi çalışmalarından dolayı hem de Çerkezköy’de kurduğu özel hastane nedeniyle önceden tanıyordum.
Birkaç defa buluşmuştuk ve birkaç kez gazetemize reklam vermişti.
Başkan olduktan sonra zaten daha sık görüşür olmuştuk.
Telefonu kapattım, hemen Başkan Remzi Garip’i makam telefonundan aradım. Sekreteri bir toplantı için şehir dışında olduğunu söyledi.
Makam telefonunu kapattıktan sonra Başkan Garip’i cep telefonundan aradım.
Hal hatırdan sonra aracının tarandığını söyledim, “Kesinlikle yalan” dedi.
Ses tonu o kadar inandırıcıydı ki ikna oldum. Yıllardır tanımasam ikna olmayabilirdim. Ancak o kadar emin konuştu ki inandım.
Başkan Garip’le konuşmamızdan sonra, beni arayarak haber veren kişiyi aradım, “Siz makam aracının tarandığını söylediniz ancak Başkan Remzi Garip yalan olduğunu söylüyor” dedim.
Bu sefer haberi veren kişi son derece emin bir şekilde, “Makam aracının tarandığına adım kadar eminim. İstersen aracın tamir için götürüldüğü tamir atölyesinin adını vereyim gidin orada fotoğrafını çekin” dedi.
Haber kaynağım korkudan bir daha konuşmaz diye kim olduğunu, neden haber verdiğini, otonun götürüldüğü tamirciyi nereden bildiğini gibi soruları sormadım. Benim için onlar detay, önemli olan olayın gerçek olup olmadığı.
Tekrar Başkan Garip’i cep telefonundan aradım, “Remzi Bey haber doğru sanırım, kaynağıma güveniyorum” dedim.
Başkan, “Belediye bir kamu kurumu, bende bir belediye başkanıyım. Arkamda devlet var. Öyle bir şey olabilir mi?” mealinde cümleler kurdu.
Kafam karıştı, ancak haberi veren kişi kendinden emin olduğu gibi bana aracın tamir için verildiği atölyenin adresini verdi.
Araç özellikle uzak bir yerdeki tamir atölyesine verilmiş. Gitsek bile araçta bulunan kurşun izlerinin fotoğraflarını nasıl çekeceğiz.
Başkan, ben durumu sorduğum için muhtemelen tedbir almaları için atölyeyi aramışta olabilirdi.
Bundan dolayı başka kaynaktan haberi araştırmam gerekiyordu.
Hem polis hem jandarma bölgesinde olan olayları, operasyonları valilikler kanalıyla her gün bülten olarak gazetelere bildirirler.
Aklıma hemen Tekirdağ Valiliği’nin gönderdiği asayiş bültenlerini incelemek geldi.
İnceledim ve olay gerçekti.
Haberi Trakya Olay gazetesinde manşetten girdim.
Telefonum çaldı, arayan Çerkezköy Belediye Başkanı Remzi Garip’ti, “İzzet, sen neden bana söylemeden yazıyorsun?” dedikten sonra aynen şu cümleyi kurdu, “Çerkezköy’de simitçiler bile aracımın kurşunlandığını konuşuyor.”
“Başkanım ben sizi iki defa aradım ikisinden de inkar ettiniz” dedim.
Başkan, “Böyle haber olacağını nereden bileyim” dedi.
GAZETE SAHİBİNİN YIKTIĞI TARİHİ BİNAYI GAZETESİNDE HABER YAPTIM
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Doğuş gazetesi günlük çıktığı için her gün 4-5 haber getirme zorunluluğumuz vardı.
Her sabah genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü ve biz merkezdeki muhabirler toplanır o günkü gündeme göre görev dağılımı yapardık.
Eğer gündemde önemli bir konu yoksa, muhabirler sahaya çıkar kendi programlarına göre haber yaparlardı.
Öğlen saatlerinde muhabirler tekrar gazeteye gelir haberlerini yazar, fotoğraflarını “banyo” yaptıktan sonra tekrar sahaya çıkarlardı.
“Banyo” dediğimiz; haber fotoğraflarını her muhabir kendisi karanlık odaya çıkar yıkardı.
Daha önce karanlık odaya bakan bir eleman vardı. Tüm muhabirlerin fotoğraflarını o kişi yıkardı! Ancak bazı muhabirlerin fotoğrafları kötü çıkıyordu.
Bu muhabirler, fotoğrafı iyi çektiklerini ancak karanlık odada “banyo” sırasında filmlerinin ışığa tutulduğu yada kimyasal su içinde fazla bekletildiği için iyi çıkmadığını söylüyordu.
Bazı haberler fotoğrafı olmayınca pek anlam taşımıyordu.
O zamanlar şimdiki gibi dijital fotoğraf makineleri yok.
Gazete yönetimi bu sorundan bıktığı için muhabirlere karanlık oda eğitimi verdi.
Muhabirler yazılarını yazdıktan sonra, üst kata çıkıp karanlık odada kendi çektikleri fotoğraflarını yıkıyorlardı.
Böylece gazete yönetimi de tartışmalardan kurtulmuştu.
Bir öğlen haberlerimi yazmak için gazete binasına gittim.
Rahmetli Genel Yayın Müdürü Celal İmren, Yazı İşleri Müdürü İsmail Şen, birkaç gazete çalışanı vardı.
İçeri girer girmez Celal İmren ciddi bir yüz ifadesiyle,”Yaptığını beğendin mi, şimdi ne yapacağız?” dedi.
Yazı İşleri Müdürü İsmail Şen’in yüzüne baktım onun da yüz ifadesi ciddi. Şen, güleç yüzlü biri olduğundan suratının ciddi olması beni telaşlandırdı.
Şaşırarak, “Ne oldu?” dedim.
Gazetenin birinci sayfasındaki haberimi gösterdiler.
Tekirdağ Süleymanpaşa’da yüzlerce “Rum evi” diye bilinen ahşap yapım tarihi ev var. Bunların çoğu tarihi eser konumunda olduğu için koruma altında. Zaten çoğu bakımsızlıktan yıkıldı. Kimisi de yerine çok katlı bina yapılmak için bilerek yakıldı yıkıldı.
Bunları yıkmayı bırakın tek çivi çakmak bile yasak. Ancak Anıtlar Kurulu denetiminde aslına uygun olarak onarmak mümkün.
Durum böyle olunca o evleri sahipleri gizlice yakıp yıkarak yerine yeni binalar yapıyorlar. Yakalananlara tarihi esere zarar vermekten ciddi cezalar veriliyor.
Neyse, baktım gazetede yaptığım “Bu tarihi binayı kim yıktı?” haberi var.
Dün yıkılan tarihi bir binayı görmüştüm. Fotoğraflarını çekip haber haline getirmiştim.
“Haber doğru bunda ne var?” dedim gazete yönetimine.
“Kim binayı yıktı biliyor musun?” dedi Genel Yayın Müdürümüz Celal İmren.
“Kim?” dedim.
Meğer o tarihi binayı yıkan bizim gazetenin sahibiymiş. Gazetenin iki sahibi vardı. Gazetecilikten gelen A. Işık Narler resmiyette patron. Diğer ortak ise o zaman gemileri olan, inşaat işleri vs. yapan Tekirdağlı tanınan bir iş insanı. Ancak gazetenin künyesinde ismi geçmediği gibi gazeteye de yılda bir iki defa uğrardı.
Yıkılan tarihi binayı bizim patronun yıktığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Benim haberden sonra bina sahibi kadın elinde gazeteyle geliyor, “Hem kat karşılığı anlaştık hem de sahibi olduğunuz gazetede haber yapıyorsunuz. Sizin amacınız nedir?” diye gazete yönetimine sitem ediyor.
O kadının gelmesiyle gazete müdürleri de durumun vahametini anlıyorlar.
Şimdi patronlara ne diyeceklerini düşünüyorlar.
İmren, “Bula bula patronun yıktığı tarihi evi mi buldun” dedi.
“Ben bilmeden yaptım siz neden haberi girdiniz? Demek ki sizde bilmiyordunuz” dedim.
Durumdan endişe etmişler, ancak beni korkutmak için ciddi yüz ifadeleri takınmışlar.
Sonra bu haberle ilgili espriler yaparak gülmeye başladık.
Rahmetli Celal İmren, “Boş ver olur böyle meslek kazaları” dedi.
Gelecek pazar günü başka bir anıda buluşmak dileğiyle.

