Telefonum çaldı, arayan Çorlu’da bir savcıydı. Sesinden genç biri olduğu belli oluyordu.
“Çorlu Emniyet Müdürlüğü’ne git ifadeni alacaklar” dedi savcı.
“Konu nedir?” dedim.
“Emniyet Müdürlüğü’nde sana söyleyecekler, iyi günler” dedi telefonu kapattı.
Yaptığım haberlerden dolayı hakkımda belediye başkanları, milletvekilleri, haberde adı geçen kişiler, şirketler vs. pek çok dava açıldı ama böylesi ilk defa başıma geliyordu.
Çünkü savcılar telefon açmaz, yazılı olarak bizi ifade vermeye çağırırlar. Eğer belli bir süre içinde gitmesen polis gelir, seni alır ifade vermeye götürür.
Genelde bunu da yapmazlar, bir süre daha idare ederler. Ancak yıl sonu yakınsa dosyalar kapansın diye polisler, “artık gel ifadeni ver” mealinde telefonla ararlar.
Hemen hemen tüm basın davası ifadelerimde böyle oldu.
Savcı telefonda adını söylemişti. Tanıdığım avukat arkadaşları aradım düşündüğüm gibi yeni gelen genç bir savcıymış.
Bir avukat arkadaşımın da arkadaşıymış, “Savcı iyi niyetli biri, o da benim gibi fanatik Fenerbahçeli. Arada Fenerbahçeliler Derneği’nde buluşuyoruz” dedi.
Ancak, kafam savcının yazılı olarak ifadeye çağırmak yerine telefonda araması beni düşündürdü. Konuyu da söylemedi.
Savcının aramasının üzerinden 2-3 saat geçti geçmedi gazeteye iki sivil polis geldi. O sırada gazetede çalışan 2 arkadaşla gazeteyi baskıya hazırlıyorduk.
Sanki özellikle seçmişler, en az 1.90 boylarında, ellerinde telsiz olan 2 sivil polis bana Çorlu Emniyet Müdürü Ahmet Demir’in beklediğini söylediler.
Polislere, “Siz gidin ben geleceğim. Burada tanınıyoruz. Sizinle gelirsem görenler benim bir suç işlediğimi düşünecekler” dedim.
Polisler gayet kibar bir şekilde, “tamam” dediler.
Savcının ardından emniyet müdürünün polis göndererek beni çağırmasına iyice şaşırdım.
O günlerde bunu gerektirecek çok önemli bir haberde yapmamıştım.
Sabah gazetesinde o zaman editör olarak çalışan bir arkadaşımı aradım. Sabah gazetesinin hukuk servisinde bir tanıdığının olup olmadığını sordum.
“Av. Battal var, selamımı söyle yardımcı olur” dedi.
Sabah gazetesinin santralini aradım beni Av. Battal’a bağladılar.
Durumu anlattım, yazılı davet olmadığı için ifadeye gitmek istemediğimi söyledim.
Av. Battal, “Yazılı davet olması gerekiyor ancak sen yinede ifade vermeye git. Savcıyla, emniyetle zıtlaşırsan yarın en ufak bir konuda aleyhine olabilirler. İlişkilerini germe git” dedi.
Polisler gittikten bir saat kadar sonra Çorlu Emniyet Müdürü Ahmet Demir’in makamına gittim.
Sekreteri içeri girdi çıktı, “Seni bekliyor müdür bey” dedi.
Daha önce birkaç kez görüşmüştük.
Odasına girdim buz gibi bir yüz ifadesiyle karşıladı beni.
Bu davranışı nedeniyle iyice konuyu merek ettim.
“Otur” bile demedi.
Gazeteci arkadaşlar bilirler, bilmeyenler için yazıyorum. Emniyet müdürü, savcı, vali, kaymakam ve diğer mülki amirler genelde çay kahve ikramında bulunup zamanları oranında muhabbet yaparlar. Çünkü mesleğin icabı sürekli toplantı ve davetlerde görüşüyorsun. İster istemez bir süre sonra belli ölçülerde samimi olabiliyorsunuz.
Emniyet Müdürü Ahmet Demir, “Otur” bile demeden, “Sen o haberi neden yaptın?” dedi.
Şaşırdım, “Hangi haber?” dedim.
“EMEP’in haberini” dedi.
Neden çağırdığını anladım.
“Parti bir basın açıklaması yaptı, bende gazetede o açıklamayı haber yaptım” dedim.
Müdür, “Senden başka kimse o haberi yapmadı” dedi.
“Her gazetenin yayın politikası ayrı” dedim.
Müdür beni karşıladığı o buz gibi yüz ifadesiyle, “iyi günler” deyip gönderdi.
İfademi de almadı çünkü dava açsa bile, savcılığın bu haberden dolayı “kovuşturmaya yer yoktur” diyerek, dosyayı kapatacağını bilecek kadar bilgi sahibi olmalıydı.
Muhtemelen avukatı da bunu söylemiştir.
Çorlu EMEP Partisi’ne bir operasyon yapıyor polis. Partili 10 – 15 kadar kişiyi gözaltına alıyorlar.
Gözaltına alınan partililer, emniyette işkence gördüklerini söylüyorlar, partide bunun için bir basın açıklaması yaptı.
Ben gazetede bu açıklamayı haberleştirdiğim için tepki gösteriyor emniyet.
Konu burada kapandı.
O zamanlar Çorlu’da çok sayıda tefeci vardı. Bunlar bar ve birahane gibi yerlerde açmışlardı. Bazı sokaklara aileler girmiyordu bu yüzden.
Emniyet Müdürü Ahmet Demir yaptığı operasyonlarla bunların çoğunu temizledi.
Bir nedenden dolayı Emniyet Müdürü Ahmet Demir ile rahmetli Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün’ün arası bozuluyor.
Bunu duyunca hemen manşetten Ahmet Demir’in Çorlu’yu tefecilerden ve batakhanelerden kurtardığını haberleştirdim.
Çok güzel bir haber hazırladık ve manşetten verdik.
Müdür Ahmet Demir’in tayininin çıkmaması için Çorlu’da bir imza kampanyası başlatıldı.
Haber ve kampanya Demir’in tayinini sadece 6-7 ay kadar durdurabildi.
Milletvekili Enis Sülün ile belediye başkanlığı zamanından beri aramız hep çok iyiydi.
Sülün milletvekiliyken ona “Yalan rüzgarı” isimli bir kitap hazırlamıştım. O kitap 5 bin adet basıldı ve çok ses getirdi.
Kanal D, Star Tv, gazeteler, Tempo ve Aktüel dergilerinde geniş yer buldu. Bir yazımda o kitaba da yer vereceğim.
Müdürü savunan haberimizden sonra Enis sülün, “Biz ne yapmaya çalışıyoruz sen ne yapıyorsun” diyerek bana inceden sitem etmişti.
Haberimizden sonra Ahmet Demir bana içten davranmaya başladı. Aslında makamında bana olan davranışlarından dolayı rahatsızlık duyduğunu da seziyordum.
Neyse, tayinine ancak 6-7 ay engel olabilmiştik.
Çorlu’dan Kuşadası’na Emniyet Müdürü olarak atandı.
Gitmeden önce makamında ağırladı bizi, Çorlu’nun asayişi ile ilgili epey bilgi verdi.
Gitmeden ailesi ile bir röportaj yapmayı teklif ettik. Kabul etti.
Tekirdağ Şafak gazetesinin eski yazı işleri müdürü Sevtap Cengizoğlu gazeteciliği bırakmış, öğretmenlik yapmaya başlamıştı.
Çorlu’da ev tutmuştu. Röportaja birlikte gidecektik.
Müdürün eşi sanırım öğretmendi. Röportaj için bir akşam eve beklediklerini söylediler.
O gün işim çıktı röportaj için Sevtap müdürün evine gitti.
Sevtap, çok güzel bir röportaj yaptı ve gazetede tam sayfa yayımladık.
Müdürün kızının ismi Naz’dı.
Kızının adını Nazım Hikmet’in bir şiirinden koymuş.
Kuşadası’na emniyet müdürü olarak atandıktan sonrada Ahmet Demir ile birkaç kez telefonda görüştük.
Yazın, Sevtap ile beni mutlaka bir hafta Kuşadası’nda misafir etmek istediğini söyledi.
Sevtap’la söz verdik.
Ancak bir süre sonra haberlerde “Kuşadası Emniyet Müdürü Ahmet Demir trafik kazasında hayatını kaybetti” haberlerini gördük.
Mekanı cennet olsun.
Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle.

