2000
20002
İZZET MEDE
Köşe Yazarı
İZZET MEDE
 

JANDARMA BENİ KURTARMAK İÇİN OPERASYON DÜZENLEDİ!

Doğuş gazetesi gelen haber ihbarlarının birçoğuna araştırmak için beni görevlendiriyordu. Çünkü çoğu kez haberi kotarabiliyordum. Bu tür ihbarlar genellikle ortaya çıkarılması zor konular olur. İhbar edenler çoğu kez gazeteler konuyla ilgilensin diye abartarak anlatırlar, sana pek bir belge veya ipucu vermezler. Kimi ihbarda tamamen asılsızdır. Gazete konuyu ciddi görür ve ortada bir ipucu varsa araştırma gereği duyar (Gerçi eskisi gibi gazetecilik pek yok. Kimileri oturduğu yerden gündemle ilgili yazılar yazarak(!), siyasilere hakarete varan kelimeler kullanarak,  imlayı da yapay zekada düzelterek gazetecilik yaptığını sanıyor. ) Bundan sonrası haberi araştıracak muhabirin gazeteciliğine, çevresine ve itibarına bağlı. Doğuş’un o zaman ki Genel Yayın Yönetmeni birkaç yıl önce kaybettiğimiz usta gazeteci Celal İmren. Gazetenin sahibi Cumhuriyet Gazetesi’nde Yalçın Bayer, Hikmet Çetinkaya, Cengiz Çandar gibi gazetecilerle birlikte çalışmış A. Işık Narler, Yazı İşleri Müdürü İsmail Şen. Gazetenin haberci kadrosu geniş; rahmetli Şerif Baysalan, Tahir Mayda, Cemal Oral, Orhan Talat Şalcıoğlu,  Filiz Gültekin, Seyit Süren, Murat Günay, Recep Karagöz, Erdoğan Demir, Sedat Derman… Sonra gazetenin kadrosuna girerek bugün halen gazetecilik yapan Gülgün Keçeci, Necmi Işıksal… Gazetenin merkezi Tekirdağ’da, günde 5.000 adet basılıyor ve araçlarla gece bütün Trakya’ya dağıtılıyor. İpsala, Malkara, Lüleburgaz, Çorlu, Keşan, Edirne, Kırklareli gibi pek çok yerde ofisleri var. Malkara o zamanlar daha da küçük bir ilçe ama günde yaklaşık 400 aboneye gazete gidiyor. Tekirdağ ve Edirne merkezlerinden sonra en çok abonemizin olduğu yerdi. Çorlu, Kırklareli, Keşan, Lüleburgaz’da bile o kadar abonemiz yoktu. Gazete yönetimi bu durumu merak edip araştırdı. Malkara muhabiri rahmetli Kemal Adanır, bölgede sevilen biriymiş. Kimse kırmaz, gazeteye abone oluyormuş. Neyse, gazeteye bir ihbar geliyor. Sabancı Holding’in Şarköy’de yapmaya başladığı villaların imar sahası dışında olduğu ve dolayısıyla kaçak olduğunu söylüyor ihbarı yapan. Genel Yayın Müdürümüz Celal İmren beni yanına çağırdı, “Haberlerini yaz bırak, sonra Şarköy’e yola çık” dedi. O gün yola çıktım daha mesai bitmeden Şarköy Belediye Başkanı Kanber Baldak’ın makamına vardım. Başkan Baldak’la daha önce tanışıyorduk ve bir önceki yaz Şarköy’de tatil yaptığım 3 gün boyunca öğlen ve akşam yemeklerinde iki üç kez buluşmuştuk. Başkan Baldak, villa yapılan alanın belediye sınırları içinde olmadığını, bu nedenle bilgi sahibi olmadığını söyledi.  Sahilde daha önceki gidişlerimde buluştuğumuz bir lokal vardı, şehir kulübünün lokali miydi yoksa başka bir lokal miydi hatırlamıyorum.  Başkan,” akşam orada buluşalım hem bir şeyler yer içeriz hem de muhabbet ederiz” dedi. Lokale gittim, bir ara Şarköy’de güreş ağalığı da yapan iş adamı Süleyman Akkoç ve Tercüman gazetesinde emekli olan Cengiz Abi vardı. Başkan geleceğimi söylemiş beni bekliyorlarmış. Cengiz Abinin soyadını hatırlamıyorum. Bizi bir önceki yıl Başkan Baldak ile Süleyman Akkoç tanıştırmıştı.  Biraz muhabbetten sonra Başkan Baldak’ta geldi. Birkaç saat sonra ayrıldık. Ben İskele’ye yakın bir otelde yer ayırtmıştım. Lokalden ayrılmadan önce Süleyman Akkoç ile Cengiz Abi, sabah sahilde bir yer söylemişlerdi. Orada sabah buluşup kahvaltı yapacaktık ve ben orada haber için villaların yapıldığı şantiyeye gidecektim. Buluştuk ve kahvaltıdan sonra ben bir taksi tutup villaların yapıldığı yere doğru yola çıktım. Villalar Şarköy’den Çanakkale’ye giden yönde, hiç yapılaşmanın olmadığı şehire çok uzak bir yerde yapılıyordu. Taksiyle epey gittik. Bildiğin dağbaşı. Hangi mantıkla yaptıklarını bende anlayamadım. Orada şebeke suyunun ve kanalizasyonun olması mümkün değildi. Başkan zaten belediye sınırları içinde olmadığını söylemişti. Şarköy’e belki 20 kilometre uzaklıktaydı. Bodur ağaçlar içinde denize tepeden bakan kayalık bir yerdi. Villaları Sabancı Holding’e bağlı Yünsa fabrikasının müdürleri başta olmak üzere, Sabancı'nın diğer şirketlerinde çalışan kişilerin yaptırdığını öğrendim. Şantiye şefi pek bilgi vermiyordu. Aslında akıllıca davranyordu, konuşsa belki açık verecek. Villaların yapımını İstanbul’da bir müteahhite vermişlerdi. Yıl 1990 Temmuz veya Ağustos ayıydı. Cep telefonları yok. Şantiye şefi nerede nasıl aradı anlayamadım, ”Patronun İstanbul ofisini aradım zaten yola çıkmış 2 saat içinde burada olacak” dedi. Ben iş uzayacağı için taksiyi gönderdim. Arada 4 – 5 saat geçti müteahhit gelmedi. Ben oralarda oyalanıyorum. Şantiye şefi sürekli çay, meyve ikramında bulunuyor. “Aç mısın?” dedi, utandım “aç değilim” dedim. Oysa kahvaltıyla duruyorum. İşçilerin mesaisi bitti, şantiyenin içindeki koca bir salonda koca bir tavanın içinde melemen yapmaya başladılar. Domateslerin kokusu burnuma geldi. Bol miktarda yumurta kırdılar. İki işçi arabada birkaç poşet dolusu sıcak ekmek indirdi. Melemen bir başka, sıcak ekmekler bir başka kokmaya başladı. Zaten açım, melemene de bayılıyorum. Ben artık müteahhiti unuttum melemene odaklandım. İşçi arkadaşlar da çok neşeli. Muhabbete daldık. Arada konuyu villalara getiriyorum işçi arkadaşlar şantiye şefinden talimat almış olmalılar ki konuya girmiyorlar. Bu arada saat akşam 7 – 8 gibi oldu. İşçi arkadaşlar melemenin altını tam söndürmüşlerdi ki içeriye 7-8 asker girerek silahları bize doğrulttu, “Kimse kıpırdamasın gazeteci kaçırmışsınız” dedi. Herkes şaşırdı ben herkesten daha çok şaşırdım. Kaçırılmamıştım, habere gelmiştim. Hemen söze girerek komutanlarına, “Gazeteci benim kaçırılmadım haber için geldim” dedim. Askerler silahları bize doğrultmuş bekliyorlar. Şantiye şefi ve işçiler korkudan mı şaşkınlıktan mı bir tek kelime söylemediler. Ben komutana durumu anlattım. Müteahhiti beklediğimi haberi yaptıktan sonra gideceğimi söyledim. Komutan inanmamış olacak ki, “Hayır karakola gideceğiz. İfadelerden sonra gidersiniz” dedi. Beni ve işçileri karakola götürmek istiyorlar. Neyse, durumu eni konu anlattım, komutan bir üstünü aradı, “Gazeteciyi almadan gelmeyin” talimatı almış. Ancak ben müteahhiti bekleyip haberi yapıp Tekirdağ’a dönmek istiyorum. Gelen komutan yine telsizle bir üstüne benim haberi yapmadan dönmek istemediğimi söyledi. Komutandan yine, “Gazeteciyi almadan gelmeyin” talimatı geldi. Askerlerle dışarı çıktım iki askeri jeep dışarıda bekliyor. Mecburen bir jeepe bindim Şarköy’e döndüm. Askerler beni akşam ki lokale götürdü. Asker jeepini gören Süleyman Akkoç ve Cengiz Abi hemen yanıma geldi. Yüzlerinde endişeli bir ifade vardı. “Kardeşim nerede kaldın? Seni merak ettik” dediler. Askerler gitti biz lokale girdik. Bir masada Başkan Kanber Baldak oturuyor. Yanına gittik, “İzzet meraktan bizi öldürdün” dedi. Gelelim kaçırılma olayının aslına, akşam lokalden ayrılırken Başkan bana, “yarın burada kalacaksan benim de işim olmazsa yine görüşelim” demişti. Süleyman ve Cengiz abi ile zaten sabahtan bu akşamda lokalde buluşmak için sözleşmiştik. Ben haber için şantiyeye gidip uzun saatler gelmeyince beni merak ediyorlar. Başıma bir şey gelmesinden korkuyorlar. Üçü de jandarmaya haber verme kararı alıyor. Kanber Başkan’da jandarma komutanını arayıp durumu anlatıyor. Jandarma beni ‘kurtarma!’ operasyonu yapıyor. O akşam lokalde yedik içtik ama aklım o mis gibi kokan melemende kaldı. Ertesi sabah gazeteyi arayıp durumu ilettim, rahmetli Genel Yayın Yönetmenimiz Celal İmren, “Hafta sonu da geldi, ister kal dinlen ister gel” dedi. Kanber Başkanla uzun yıllardır görüşemedik, Süleyman Akkoç’la en son rahmetli Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün’ün makamında karşılaştık. Büyük bir kaza geçirmişti. Kaza sırasında silahını çalmışlardı. Başına bela olmaması için uğraşıyordu. Cengiz Abinin havaalanında gıda üzerine bir işyeri açtığını duydum. O kadar çok kişiyle tanışıyoruz ki bir süre sonra görüşmeler ya seyrekleşiyor ya da kopup gidiyor. O yıl Şarköy'un Aşağı Kalamış köyünde denize yakın bir mekanda Başkan Baldak, Süleyman ve Cengiz Abi ile 3 kişinin daha olduğu, akşam başlayıp sabah 07.00'ye kadar süren harika bir muhabbet gecesi olmuştu. İnşallah birgün onu yazmakta nasip olur. NOT: Geçen hafta Muazzez Abacı ve Hasan Heybetli’nin Tekirdağ Cezaevi’ndeki olayını yazdım. O kadar çok ilgi görmesine şaşırdım. Birkaç gazeteci arkadaşımda bu bahaneyle telefon açtı konuştuk. Düşündüm, o kadar çok ilginç anının olmasına şaşırdım. Bu olay dahil çoğunu unutmuşum. Bundan sonra belli bir süre her Pazar günü gazetecilikte yaşadığım bir olayı anlatacağım. Bir nevi Pazar yazısı olacak. GELECEK PAZAR GÜNÜ NE YAZACAĞIM: Yaptığım haberden dolayı fabrika sahibinin adamları gazeteyi silahla taradı. Belediye başkanı sevinçten beni öptü, “Senin haberin sayesinde belediyemizin kasası para gördü” dedi.          
Ekleme Tarihi: 23 Kasım 2025 -Pazar

JANDARMA BENİ KURTARMAK İÇİN OPERASYON DÜZENLEDİ!

Doğuş gazetesi gelen haber ihbarlarının birçoğuna araştırmak için beni görevlendiriyordu. Çünkü çoğu kez haberi kotarabiliyordum.

Bu tür ihbarlar genellikle ortaya çıkarılması zor konular olur. İhbar edenler çoğu kez gazeteler konuyla ilgilensin diye abartarak anlatırlar, sana pek bir belge veya ipucu vermezler. Kimi ihbarda tamamen asılsızdır.

Gazete konuyu ciddi görür ve ortada bir ipucu varsa araştırma gereği duyar (Gerçi eskisi gibi gazetecilik pek yok. Kimileri oturduğu yerden gündemle ilgili yazılar yazarak(!), siyasilere hakarete varan kelimeler kullanarak,  imlayı da yapay zekada düzelterek gazetecilik yaptığını sanıyor. ) Bundan sonrası haberi araştıracak muhabirin gazeteciliğine, çevresine ve itibarına bağlı.

Doğuş’un o zaman ki Genel Yayın Yönetmeni birkaç yıl önce kaybettiğimiz usta gazeteci Celal İmren. Gazetenin sahibi Cumhuriyet Gazetesi’nde Yalçın Bayer, Hikmet Çetinkaya, Cengiz Çandar gibi gazetecilerle birlikte çalışmış A. Işık Narler, Yazı İşleri Müdürü İsmail Şen. Gazetenin haberci kadrosu geniş; rahmetli Şerif Baysalan, Tahir Mayda, Cemal Oral, Orhan Talat Şalcıoğlu,  Filiz Gültekin, Seyit Süren, Murat Günay, Recep Karagöz, Erdoğan Demir, Sedat Derman… Sonra gazetenin kadrosuna girerek bugün halen gazetecilik yapan Gülgün Keçeci, Necmi Işıksal…

Gazetenin merkezi Tekirdağ’da, günde 5.000 adet basılıyor ve araçlarla gece bütün Trakya’ya dağıtılıyor. İpsala, Malkara, Lüleburgaz, Çorlu, Keşan, Edirne, Kırklareli gibi pek çok yerde ofisleri var.

Malkara o zamanlar daha da küçük bir ilçe ama günde yaklaşık 400 aboneye gazete gidiyor. Tekirdağ ve Edirne merkezlerinden sonra en çok abonemizin olduğu yerdi. Çorlu, Kırklareli, Keşan, Lüleburgaz’da bile o kadar abonemiz yoktu.

Gazete yönetimi bu durumu merak edip araştırdı. Malkara muhabiri rahmetli Kemal Adanır, bölgede sevilen biriymiş. Kimse kırmaz, gazeteye abone oluyormuş.

Neyse, gazeteye bir ihbar geliyor. Sabancı Holding’in Şarköy’de yapmaya başladığı villaların imar sahası dışında olduğu ve dolayısıyla kaçak olduğunu söylüyor ihbarı yapan.

Genel Yayın Müdürümüz Celal İmren beni yanına çağırdı, “Haberlerini yaz bırak, sonra Şarköy’e yola çık” dedi.

O gün yola çıktım daha mesai bitmeden Şarköy Belediye Başkanı Kanber Baldak’ın makamına vardım. Başkan Baldak’la daha önce tanışıyorduk ve bir önceki yaz Şarköy’de tatil yaptığım 3 gün boyunca öğlen ve akşam yemeklerinde iki üç kez buluşmuştuk.

Başkan Baldak, villa yapılan alanın belediye sınırları içinde olmadığını, bu nedenle bilgi sahibi olmadığını söyledi.

 Sahilde daha önceki gidişlerimde buluştuğumuz bir lokal vardı, şehir kulübünün lokali miydi yoksa başka bir lokal miydi hatırlamıyorum.

 Başkan,” akşam orada buluşalım hem bir şeyler yer içeriz hem de muhabbet ederiz” dedi.

Lokale gittim, bir ara Şarköy’de güreş ağalığı da yapan iş adamı Süleyman Akkoç ve Tercüman gazetesinde emekli olan Cengiz Abi vardı. Başkan geleceğimi söylemiş beni bekliyorlarmış. Cengiz Abinin soyadını hatırlamıyorum. Bizi bir önceki yıl Başkan Baldak ile Süleyman Akkoç tanıştırmıştı.

 Biraz muhabbetten sonra Başkan Baldak’ta geldi. Birkaç saat sonra ayrıldık. Ben İskele’ye yakın bir otelde yer ayırtmıştım. Lokalden ayrılmadan önce Süleyman Akkoç ile Cengiz Abi, sabah sahilde bir yer söylemişlerdi. Orada sabah buluşup kahvaltı yapacaktık ve ben orada haber için villaların yapıldığı şantiyeye gidecektim.

Buluştuk ve kahvaltıdan sonra ben bir taksi tutup villaların yapıldığı yere doğru yola çıktım. Villalar Şarköy’den Çanakkale’ye giden yönde, hiç yapılaşmanın olmadığı şehire çok uzak bir yerde yapılıyordu. Taksiyle epey gittik. Bildiğin dağbaşı.

Hangi mantıkla yaptıklarını bende anlayamadım. Orada şebeke suyunun ve kanalizasyonun olması mümkün değildi. Başkan zaten belediye sınırları içinde olmadığını söylemişti. Şarköy’e belki 20 kilometre uzaklıktaydı. Bodur ağaçlar içinde denize tepeden bakan kayalık bir yerdi.

Villaları Sabancı Holding’e bağlı Yünsa fabrikasının müdürleri başta olmak üzere, Sabancı'nın diğer şirketlerinde çalışan kişilerin yaptırdığını öğrendim. Şantiye şefi pek bilgi vermiyordu. Aslında akıllıca davranyordu, konuşsa belki açık verecek.

Villaların yapımını İstanbul’da bir müteahhite vermişlerdi.

Yıl 1990 Temmuz veya Ağustos ayıydı. Cep telefonları yok. Şantiye şefi nerede nasıl aradı anlayamadım, ”Patronun İstanbul ofisini aradım zaten yola çıkmış 2 saat içinde burada olacak” dedi. Ben iş uzayacağı için taksiyi gönderdim.

Arada 4 – 5 saat geçti müteahhit gelmedi. Ben oralarda oyalanıyorum. Şantiye şefi sürekli çay, meyve ikramında bulunuyor.

“Aç mısın?” dedi, utandım “aç değilim” dedim. Oysa kahvaltıyla duruyorum.

İşçilerin mesaisi bitti, şantiyenin içindeki koca bir salonda koca bir tavanın içinde melemen yapmaya başladılar. Domateslerin kokusu burnuma geldi. Bol miktarda yumurta kırdılar. İki işçi arabada birkaç poşet dolusu sıcak ekmek indirdi. Melemen bir başka, sıcak ekmekler bir başka kokmaya başladı. Zaten açım, melemene de bayılıyorum.

Ben artık müteahhiti unuttum melemene odaklandım. İşçi arkadaşlar da çok neşeli. Muhabbete daldık. Arada konuyu villalara getiriyorum işçi arkadaşlar şantiye şefinden talimat almış olmalılar ki konuya girmiyorlar.

Bu arada saat akşam 7 – 8 gibi oldu.

İşçi arkadaşlar melemenin altını tam söndürmüşlerdi ki içeriye 7-8 asker girerek silahları bize doğrulttu, “Kimse kıpırdamasın gazeteci kaçırmışsınız” dedi.

Herkes şaşırdı ben herkesten daha çok şaşırdım.

Kaçırılmamıştım, habere gelmiştim.

Hemen söze girerek komutanlarına, “Gazeteci benim kaçırılmadım haber için geldim” dedim.

Askerler silahları bize doğrultmuş bekliyorlar.

Şantiye şefi ve işçiler korkudan mı şaşkınlıktan mı bir tek kelime söylemediler.

Ben komutana durumu anlattım. Müteahhiti beklediğimi haberi yaptıktan sonra gideceğimi söyledim.

Komutan inanmamış olacak ki, “Hayır karakola gideceğiz. İfadelerden sonra gidersiniz” dedi. Beni ve işçileri karakola götürmek istiyorlar.

Neyse, durumu eni konu anlattım, komutan bir üstünü aradı, “Gazeteciyi almadan gelmeyin” talimatı almış.

Ancak ben müteahhiti bekleyip haberi yapıp Tekirdağ’a dönmek istiyorum. Gelen komutan yine telsizle bir üstüne benim haberi yapmadan dönmek istemediğimi söyledi.

Komutandan yine, “Gazeteciyi almadan gelmeyin” talimatı geldi.

Askerlerle dışarı çıktım iki askeri jeep dışarıda bekliyor. Mecburen bir jeepe bindim Şarköy’e döndüm.

Askerler beni akşam ki lokale götürdü.

Asker jeepini gören Süleyman Akkoç ve Cengiz Abi hemen yanıma geldi.

Yüzlerinde endişeli bir ifade vardı.

“Kardeşim nerede kaldın? Seni merak ettik” dediler.

Askerler gitti biz lokale girdik. Bir masada Başkan Kanber Baldak oturuyor. Yanına gittik, “İzzet meraktan bizi öldürdün” dedi.

Gelelim kaçırılma olayının aslına, akşam lokalden ayrılırken Başkan bana, “yarın burada kalacaksan benim de işim olmazsa yine görüşelim” demişti.

Süleyman ve Cengiz abi ile zaten sabahtan bu akşamda lokalde buluşmak için sözleşmiştik.

Ben haber için şantiyeye gidip uzun saatler gelmeyince beni merak ediyorlar. Başıma bir şey gelmesinden korkuyorlar.

Üçü de jandarmaya haber verme kararı alıyor.

Kanber Başkan’da jandarma komutanını arayıp durumu anlatıyor.

Jandarma beni ‘kurtarma!’ operasyonu yapıyor.

O akşam lokalde yedik içtik ama aklım o mis gibi kokan melemende kaldı.

Ertesi sabah gazeteyi arayıp durumu ilettim, rahmetli Genel Yayın Yönetmenimiz Celal İmren, “Hafta sonu da geldi, ister kal dinlen ister gel” dedi.

Kanber Başkanla uzun yıllardır görüşemedik, Süleyman Akkoç’la en son rahmetli Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün’ün makamında karşılaştık. Büyük bir kaza geçirmişti. Kaza sırasında silahını çalmışlardı. Başına bela olmaması için uğraşıyordu. Cengiz Abinin havaalanında gıda üzerine bir işyeri açtığını duydum. O kadar çok kişiyle tanışıyoruz ki bir süre sonra görüşmeler ya seyrekleşiyor ya da kopup gidiyor.

O yıl Şarköy'un Aşağı Kalamış köyünde denize yakın bir mekanda Başkan Baldak, Süleyman ve Cengiz Abi ile 3 kişinin daha olduğu, akşam başlayıp sabah 07.00'ye kadar süren harika bir muhabbet gecesi olmuştu. İnşallah birgün onu yazmakta nasip olur.

NOT: Geçen hafta Muazzez Abacı ve Hasan Heybetli’nin Tekirdağ Cezaevi’ndeki olayını yazdım. O kadar çok ilgi görmesine şaşırdım. Birkaç gazeteci arkadaşımda bu bahaneyle telefon açtı konuştuk.

Düşündüm, o kadar çok ilginç anının olmasına şaşırdım. Bu olay dahil çoğunu unutmuşum. Bundan sonra belli bir süre her Pazar günü gazetecilikte yaşadığım bir olayı anlatacağım. Bir nevi Pazar yazısı olacak.

GELECEK PAZAR GÜNÜ NE YAZACAĞIM: Yaptığım haberden dolayı fabrika sahibinin adamları gazeteyi silahla taradı. Belediye başkanı sevinçten beni öptü, “Senin haberin sayesinde belediyemizin kasası para gördü” dedi.

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve trakyaolay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Hilmi zÜren.
(23.11.2025 18:19 - #162)
Izzet Bey,Dünkü yazınızı merak ve ilgiyle okudum.Çok beğendiğimi söyleyeyim.Meslek hayatınızdaki olayları yazmanız ilgi çekecektir.Başarılar diliyorum.
izzet mede Hocam teşekkür ederim. Epey anı var. Bazılarını yazacağım. Selamlar.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve trakyaolay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
dini chat giftcardmall/mygift Penis Büyütme Ameliyatı Meme Büyütme Ankara Burun Estetiği Ankara Lazer Epilasyon Ankara Lazer Epilasyon Ankara Dövme Sildirme Ankara Lazer Epilasyon Çayyolu Lazer Epilasyon Konya Cilt Bakımı Konya Kıl Dönmesi Tedavisi Ankara Hemoroid Tedavisi Ankara Meme Ultrasonu Ankara Radyolog Ankara Selülit Tedavisi Konya Göz Kapağı Estetiği Ankara