Telefonum çaldı arayan kişi, “Gemiyle yapılan ilaç kaçakçılığı vurgununu sana anlatmak istiyorum. İşin içinde Tekirdağ Belediye Başkanı da var. Vurgun çok büyük, elimde belgeler var” dedi.
Tekirdağ’dan arıyormuş. Ben Trakya Olay gazetesini kurmuşum, gazetenin merkezi Çorlu’da.
“Haberle ilgileniyorsan Çorlu’ya geleceğim” dedi. Böyle büyük bir haberi hiçbir gazeteci kaçırmak istemez.
Gazetecilik diliyle, “bomba haber.”
Birkaç saat sonra arayan erkek yanında bir kadınla gazeteye geldi. Elinde kalınca bir dosya var.
Söylediğine göre “bomba haberin” belgeleriymiş.
Belgeleri vermeden önce, “haberi yapacaksan belgeleri vereyim. Tekirdağ’da hiçbir gazeteci haberi yapmak istemedi” dedi.
“Sen önce olayı anlat haberi yapmaya karar verirsem belgeleri verirsin” dedim.
Olayı detaylıca anlattı. Elindeki belgelerde söylediklerini doğruluyorsa haberi yapacağıma söz verdim.
Anlattığına göre ilaç kaçakçılığının içinde Tekirdağ Belediye Başkanı da var.
Elindeki kalın dosyayı bana uzattı. Dosyayı açtım, içinde Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ilaç kaçakçılığı davasının ifade tutanakları vs. var.
O zamanlar Tekirdağ’da 3 günlük gazete var ve içlerinde iyi gazetecilik yapan kişilerde var.
Böyle bir haberi neden yapmak istemediklerine anlam veremedim. Gerçekten gazetecilik yapan hiç kimsenin kaçıramayacağı bir dosya.
Bana dosyayı getirene bunu sordum, “Sanırım belediye ile araları bozulsun istemiyorlar” dedi.
Cep telefonumu kimden aldığını sordum, Türkiye’nin en büyük medya grubunun Tekirdağ muhabirinin adını verdi. Dosyayı getiren kişi aynı zamanda bir derneğin başkanıydı.
Onların yanında ayrılıp, diğer odada halen çok iyi arkadaşım olan bu gazeteciyi aradım, “Abi bana arkadaşı göndermişsin sen neden haberi yapmıyorsun?” dedim.
“Bizim grup bu haberi kullanmaz. Dosyayı incele aklın yatıyorsa haberi yaparsın” dedi.
Dosyayı getirenlerden haberi yapmak için dosyayı aldım, onlarda Tekirdağ’a döndü.
Mahkeme dosyasında adı geçen Tekirdağ Belediye Başkanı Osman Tabak’ı çok iyi tanıyordum.
Tekirdağ Ziraat Odası Başkanlığı’ndaki başarılarından dolayı başkan seçilmişti.
Ziraat Odası Başkanı iken ben Tekirdağ’da gazetecilik yapıyordum. Hem Doğuş hem Günaydın gazetelerinde çok sayıda haberini yapmıştım.
Sürekli yanına gidip tarımla ilgili haberlerini yapıyordum.
Tabak, tarımla ilgili gelişmeleri takip etmek için çiftçilerle yurtdışına gidip projeleri inceliyor ve fuarları geziyorlardı.
Dosyada adı geçenlerden ve çete başı olarak görünen kişi ise Tekirdağ’ın tanınan ailelerinden birinin oğluydu.
Aile o zamanlarda bir otomotiv firmasının Tekirdağ bayisiydi. Halen bayilikleri devam ediyor, oto plazaları var.
Geminin sahibi de bu kişiydi.
İddiaya göre; Türkiye’de çok pahalı, az bulunan ile bulunmayan ilaçlar yurtdışından bu kişinin gemisiyle Tekirdağ’a getiriliyor ve iç piyasaya sürülerek büyük vurgun yapılıyordu.
Tekirdağ Belediye Başkanı Osman Tabak’ın adı da dolaylı olarak dosyada geçiyordu. Dosyayı incelediğimde ve bana dosyayı getiren kişiyi dinlediğimde Tabak’ın bu işle alakası olmadığı bilinçli olarak adının dosyaya karıştırılmak istenildiği belli oluyordu. Birde Tekirdağ’da bir mali müşavirin adı dosyada geçiyordu.
Bir nevi öç alma veya kızgınlıktan olduğu aklıma gelen ilk şeydi.
Çete başı olan kişinin avukatını tanıyordum. Aradım davadan çekildiğini söyledi.
Başkan Tabak’ın olayla ilgisini sordum, “Başkanın adını neden karıştırdılar bilmiyorum. Zaten yakalanan bir kişinin ifadesinden dolayı yargılanıyor. İfadesinde bir tutarlılık yok” dedi.
Haberi Trakya Olay gazetesinde manşetten girdik. Resmen “bomba” etkisi yaptı.
Tekirdağ’da haberle ilgilenmeyen gazeteci arkadaşlarda beni arayıp bilgi aldılar.
Haber ulusal medyaya yansıdı. Sabah gazetesinden soyadını unuttuğum Zuhal isimli gazeteci de Çorlu’ya gelerek bende dosyanın fotokopilerini aldı.
Haber ertesi gün Sabah gazetesinde de birinci sayfadan çıktı.
Günlerce bu haber konuşuldu.
Şimdi öğretmenlik yapan, o zaman Tekirdağ Şafak gazetesinin Yazı İşleri Müdürü olan Sevtap Cengizoğlu Çorlu’ya gelmişti. Birlikte Çorlu’da gezerken Cumhuriyet Meydanı’nda karşımıza Tekirdağ Belediye Başkanı Osman Tabak çıktı.
“İzzet seni burada göreceğim hiç aklıma gelmemişti. Limonatası ve dondurması iyi olan bir yer biliyorum oraya gidelim” dedi.
Rahmetli hiç kırgınlığını belli etmedi. Başkan Tabak, Sevtap ve Ben Çorlu Belediyesi’nin yanındaki Cihan Pastanesi’ne gittik.
Siparişlerimizi verdikten sonra, “İzzet seninle çok eskiden beri tanışıyoruz. Senden böyle bir haber beklemezdim. Sende cep telefonum var. Belediyenin telefonunu biliyorsun. Haberi yapmadan arayıp benimde fikrimi alsaydın” dedi.
Bu konuda haklıydı; habercilikte karşı tarafın görüşünü de almak esastır.
Hava sıcaktı, bir saatten fazla üçümüz pastanenin dış kısmında oturup muhabbet ettik. Muhabbet uzadı ikinci limonatalarımızı da söyledik. Sevecen tavrını bozmadan bana kırgınlığını dile getirdi.
Gazeteciliğin bu tarafını hiç sevmiyorum. Sevdiğiniz ve tanıdığınız kişileri de haberlerinizle üzebiliyorsunuz.
Başkan Tabak kısa sürede o dosyadan beraat etti.
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Aslında bugün bir haberden dolayı tartıştığımız ve aramızın bozulduğu, ancak tayinini çıkartmak isteyen bir milletvekiline karşı haberlerimizle savunduğumuz Çorlu'nun eski emniyet müdürlerinden biri ile yaşadıklarımı anlatacaktım.
Ancak bilgisayarın başına geçince aklıma bu ilaç kaçakçılığı haberi geldi.
Kaç haftadır Pazar günleri yazdığım olayların hemen hepsini unutmuşum. Yazdıkça hatırlıyorum.
Emniyet müdürünün olayını başka zaman yazmak dileğiyle sağlıcakla kalın.

