2000
20002
ERGİN KALINOĞLU
Köşe Yazarı
ERGİN KALINOĞLU
 

BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR!

Sevgili annem, bugün terfi ettim albay oldum. Geçmişteki başarılarım da göz önüne alınarak filonun en güçlü uçağını bana verdiler. Ona isim vermem de istendi. Bende sana olan sevgimi gökyüzüyle buluşturmak için, ona senin ismin Enola Gay’i verdim. Benim tatlı koruyucu meleğim, artık gökyüzünde de senin koynunda uçmaya devam edeceğim. Sevgili oğlun Paul TİBBETS.  1945 yılında Hiroşima'ya atom bombası atılması sırasında, dünyanın en ölümcül silahlarından biri gökyüzünden indi. Bombayı taşıyan uçak, Enola Gay adını taşıyordu. Uçağın pilotu Paul Tibbets, bu bombardıman uçağına annesinin adını vermişti. Belki de bir evladın annesine duyduğu sevginin sembolü olacaktı bu isim. Ama o gün gökyüzüne yazılan BİR ANNENİN İSMİ, tarihin en ağır lanetlerinden birine dönüştü, Ölümün adı ENOLA GAY oldu. Ne garip çelişki. Ne zaman savaş haberi duysam, aklıma hep Nazım Hikmet’in 2’nci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan atom bombasının korkunç öldürücü yıkımını anlatan bu dizeleri düşer. Çünkü bazı şiirler sadece okunmaz; insanın ruhuna bir çığlık gibi yerleşir. Ve o çığlık, yıllar geçse de susmaz. Hiroşima’da öleli, Oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım. Büyümez ölü çocuklar.   Paul Tibbets, Enola gay'in düğmesine bastığında sadece bir şehir yok olmadı, yaklaşık 140 bin insan ile birlikte insanlık ta öldü.   Hiroşima’da sadece bir şehir yanmamıştır bir çocuğun büyüme hayalleri, bir annenin gülüşü, bir babanın umudu da yanmıştır. Savaşlar, haritalar üzerinde başlasa da, bombalarla devam eder, çocukların bedeninde biter. Savaşı ve savaşın dehşetini, küçük bir çocuğun yanmış bedeniyle bu kadar sarsıcı anlatabilen başka bir şiir ben duymadım. Belki de Nazım HİKMET’İ usta yapanda bu duygu yoğunluğunu bir iki kelimeyle aktarabilmektir. Saçlarım tutuştu önce, Gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, Külüm havaya savruldu. O küller Hiroşima’dan bugün Tahran’a kadar uzanıverdi. Savaşların nedeni ne olursa olsun; ister devletlerin çıkarı… İster, liderlerin gururu… İster, ideolojilerin hırsı… Ya da haritaların üzerinde çizilen sınırlar… Bunların hiçbirinden haberi yoktur okul sıralarında oturan çocukların. Onlar ne Donald Trump’ın egosunu bilirler… Ne İsrail’in siyasal hesaplarını… Ne de Hameney’in vasiyetlerini… Daha dün İran’da bir okulda hayatını kaybeden küçük kız çocuklarının haberi var mıydı bu büyük hesaplardan? İran’da bir okulda hayatını kaybeden o küçük kızların tek bildiği şey; Defterlerine yazdıkları yarım kalmış cümlelerdi. Belki matematik soruları… Belki bir şiir… Belki de teneffüste oynayacakları oyun. Ama aniden patlayan bomba, çocukların cümlelerini yarım bırakırken bedenlerini de yok etti. Duydunuz mu onların sesini? Duydunuz mu bu yanık haykırışları? İşte o zaman anlarsınız, savaşın kazananı yoktur.   (8 Temmuz 1972'de Amerikan destekli Güney Vietnam güçleri tarafından atılan napalm bombasından kaçan çocukların fotoğrafı) O günden beri, Hiroşima’dan ince, yanık bir çocuk sesi, ölüm sesi gibi yayılır tüm dünyaya. Bugünde İRAN’da yankılanır ayni ses; Saçlarım tutuştu önce Gözlerim yandı kavruldu Bir avuç kül oluverdim Külüm havaya savruldu Ve savaşın anlamsızlığını bu sefer şair Cengiz Hortoğlu yine çocukların seslenişiyle haykırıyor; Siz asla anlamazsınız büyükler. Dünyayı karıştırmak yerine Kumları karıştırmanın keyfini… Belki de insanlık, büyüklerin birbirlerine füzelerle bomba atmayıp, çocukların kumdan kaleleriyle oynayabildikleri  gün savaşları bitirecekler. Yoksa şairin dediği gibi ;büyümez ölen çocuklar.  
Ekleme Tarihi: 06 Nisan 2026 -Pazartesi
ERGİN KALINOĞLU

BÜYÜMEZ ÖLÜ ÇOCUKLAR!

Sevgili annem, bugün terfi ettim albay oldum.

Geçmişteki başarılarım da göz önüne alınarak filonun en güçlü uçağını bana verdiler.

Ona isim vermem de istendi.

Bende sana olan sevgimi gökyüzüyle buluşturmak için, ona senin ismin Enola Gay’i verdim.

Benim tatlı koruyucu meleğim, artık gökyüzünde de senin koynunda uçmaya devam edeceğim.

Sevgili oğlun Paul TİBBETS. 

1945 yılında Hiroşima'ya atom bombası atılması sırasında, dünyanın en ölümcül silahlarından biri gökyüzünden indi. Bombayı taşıyan uçak, Enola Gay adını taşıyordu.

Uçağın pilotu Paul Tibbets, bu bombardıman uçağına annesinin adını vermişti. Belki de bir evladın annesine duyduğu sevginin sembolü olacaktı bu isim.

Ama o gün gökyüzüne yazılan BİR ANNENİN İSMİ, tarihin en ağır lanetlerinden birine dönüştü, Ölümün adı ENOLA GAY oldu.

Ne garip çelişki.

Ne zaman savaş haberi duysam, aklıma hep Nazım Hikmet’in 2’nci Dünya Savaşı’nda Japonya’ya atılan atom bombasının korkunç öldürücü yıkımını anlatan bu dizeleri düşer. Çünkü bazı şiirler sadece okunmaz; insanın ruhuna bir çığlık gibi yerleşir. Ve o çığlık, yıllar geçse de susmaz.

Hiroşima’da öleli,

Oluyor bir on yıl kadar.

Yedi yaşında bir kızım.

Büyümez ölü çocuklar.

 

Paul Tibbets, Enola gay'in düğmesine bastığında sadece bir şehir yok olmadı, yaklaşık 140 bin insan ile birlikte insanlık ta öldü.  

Hiroşima’da sadece bir şehir yanmamıştır bir çocuğun büyüme hayalleri, bir annenin gülüşü, bir babanın umudu da yanmıştır.

Savaşlar, haritalar üzerinde başlasa da, bombalarla devam eder, çocukların bedeninde biter.

Savaşı ve savaşın dehşetini, küçük bir çocuğun yanmış bedeniyle bu kadar sarsıcı anlatabilen başka bir şiir ben duymadım.

Belki de Nazım HİKMET’İ usta yapanda bu duygu yoğunluğunu bir iki kelimeyle aktarabilmektir.

Saçlarım tutuştu önce,
Gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
Külüm havaya savruldu.

O küller Hiroşima’dan bugün Tahran’a kadar uzanıverdi.

Savaşların nedeni ne olursa olsun; ister devletlerin çıkarı…
İster, liderlerin gururu…
İster, ideolojilerin hırsı…
Ya da haritaların üzerinde çizilen sınırlar…

Bunların hiçbirinden haberi yoktur okul sıralarında oturan çocukların.

Onlar ne Donald Trump’ın egosunu bilirler…
Ne İsrail’in siyasal hesaplarını…
Ne de Hameney’in vasiyetlerini…

Daha dün İran’da bir okulda hayatını kaybeden küçük kız çocuklarının haberi var mıydı bu büyük hesaplardan?

İran’da bir okulda hayatını kaybeden o küçük kızların tek bildiği şey;
Defterlerine yazdıkları yarım kalmış cümlelerdi.

Belki matematik soruları…
Belki bir şiir…
Belki de teneffüste oynayacakları oyun.

Ama aniden patlayan bomba, çocukların cümlelerini yarım bırakırken bedenlerini de yok etti.

Duydunuz mu onların sesini?
Duydunuz mu bu yanık haykırışları?

İşte o zaman anlarsınız, savaşın kazananı yoktur.

 

(8 Temmuz 1972'de Amerikan destekli Güney Vietnam güçleri tarafından atılan napalm bombasından kaçan çocukların fotoğrafı)

O günden beri, Hiroşima’dan ince, yanık bir çocuk sesi, ölüm sesi gibi yayılır tüm dünyaya.

Bugünde İRAN’da yankılanır ayni ses;

Saçlarım tutuştu önce
Gözlerim yandı kavruldu
Bir avuç kül oluverdim
Külüm havaya savruldu

Ve savaşın anlamsızlığını bu sefer şair Cengiz Hortoğlu yine çocukların seslenişiyle haykırıyor;

Siz asla anlamazsınız büyükler.
Dünyayı karıştırmak yerine
Kumları karıştırmanın keyfini…

Belki de insanlık, büyüklerin birbirlerine füzelerle bomba atmayıp, çocukların kumdan kaleleriyle oynayabildikleri  gün savaşları bitirecekler.

Yoksa şairin dediği gibi ;büyümez ölen çocuklar.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve trakyaolay.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.