Sosyal bilgiler dersinde, klasik bir sahne…
Öğretmen sınıfa sormuş:
— “Evlatlarım, tavuk bize ne verir?”
Sınıf hep bir ağızdan: “Yumurta!.”
Arka sıralardan tembelliğiyle meşhur Ali YUMURTAYI DUYUNCA , başını sıradan kaldırmış, yüzüne de alaycı bir gülümseme belirmiş.
Öğretmen devam etmiş:
“Peki arı bize ne verir?”
Bu kez aynı koro: “Balll!” diye bağırmış.
Öğretmen gülümsemiş: “Aferin çocuklar…
Ali, yine söze girmiş“Öğretmenim! İnekleri unuttunuz!”
Öğretmen memnun:
“Bravo Ali. Peki söyle bakalım, inek bize ne verir?”
Ali:
“KOPYA öğretmenim. Kopya! O didinir durur, inek gibi çalışır, biz de sınavda ondan kopya çekip sınıfı geçeriz!”
Nasıl?
Sevdiniz mi hikayeyi.
Sevdiniz sevdiniz.
Okurken ‘inek arkadaşlarınız geldi mi aklınıza’?
“İnek işte, kafası çalışmıyor ama bütün gün evde inekliyor !” diye küçümsediğiniz o arkadaşlarınız…
Asıl mesele tam da orada başlıyordu zaten:
İnekler çalışırdı, siz kopya çekerdiniz.
İnekler utanırdı, siz kahkaha atardınız.
Ve işin en garip tarafı da sizin bu beleşçiliğiniz karşısında “aferin bizim çocuk fena tilki gibi kurnaz, adam olacak bu!” diye övünen anne babalarınız olurdu.
Peki sonra ne oldu?
O zamanlar sınıfın “inek” dediğiniz çocukları bugün de hala inek gibi çalışıyorlar.
— Fabrikada üç vardiya dönüyor,
— Tarlada dizine kadar çamura batıyor,
— Hastanede sabaha kadar nöbet tutuyor,
— Laboratuvarda, makinada, tezgâhta, sokakta, taşın altında didinip duruyorlar.
Yani yine çalışıyorlar…
Yine emek veriyorlar…
Yine ülkeye sürekli “süt” üretmeye devam ediyorlar.
Bir tutam ot için!
Evet, aynen çocukluklarında olduğu gibi:
Yine çalışıyorlar, yine üretiyorlar.
Evlerine bir lokma ekmek götürebilmek için.
Peki ya siz, sevgili kopyacılar?
Büyüdünüz, ama onlardan çok farklı.
Ama ne büyümek! Ruhunuza işleyen tembellik, kopyacılık, beleşçilik hırsızlık daha da artarak büyüdünüz.
O masum okul kopyacılığı büyüyünce bambaşka bir şeye dönüştü.
Siyasete balıklama dalıp, işiniz hırsızlık oldu, üç kağıtçılık oldu namussuzluk oldu.
Kul hakkı diye diye ne kul kaldı ne hakkı!
Ve ülke…
Evet, koca memleket…
Sizin elinizde bir “YAĞMA DÜZENİ” oldu çıktı.
— Futbolda hakem oldunuz, yönettiğiniz maça bahis oynadınız.
— Futbolcu oldunuz, para karşılığı maç sattınız.
— Kulüp yöneticisi oldunuz, kulübün bütçesini ANONİM ŞİRKET KURARAK babanızın mirası gibi ceplerinize indirdiniz.
— Adalet sarayında memur oldunuz, emanete verilen altınları minderin altına süpürdünüz.
— Belediyelerde görev aldınız, milletin malını “yatırım” diye paketleyip kendi kasanıza akıttınız.
— Borsada yönetici oldunuz, şirket değerlerini şişirip milyonları soydunuz.
Aynı kopya kültürüyle koca bir ülkede siyaseti kullanarak yaltaklanarak torpille makamlar, mevkiler, koltuklar elde ettiniz.
Devletin arsaları, halkın ormanları fabrikaları üç kağıtla sizin oluverdi.
Yetmedi devlet bankalarını bile dolandırdınız, ödemediğiniz beleş kredi adı altında yaptığınız soygunlarla.
Çalışanlar kaybetti.
Üretenler kaybetti.
“İnek” diye alay ettikleriniz kaybetti.
Halk kaybetti.
Alay edenler, kopyacılar kazandı, hep kazandı.
Yalnızca günü kurtararak, yalnızca çalarak, yalnızca farkında olmadan çürüyerek, toplumu çürüterek..
PİSLİKLER ÜRETEREK!
Bugün ülkenin hâli ortada.
Televizyonda haberleri izlemekten korkuyoruz.
Her gün yeni bir hırsızlık, yeni bir rüşvet yeni bir suistimal yani PİSLİK dinliyoruz şaşkınlıkla.
Tam yeter artık bitecek bu eşkıyalık bu soygun düzeni derken bambaşka bir ahlaksızlığın daniskası Ankara’da patlıyor.
Ankara’da bir devlet okulunda gencecik öğrencilerin Fizik öğretmenine yaptığı davranışları görünce, onunla alay etmelerine, dedem, fıstığım deyip yanağından makas alıp öpmeleri geleceğimizin de PİSLİKLERLE dolu olacağını korkarak, iğrenerek bizlere gösterdi.
Sonuç?
Üreten kaybetti.
Çalışan kaybetti.
Dürüst olanlar kaybetti.
İnek diye alay ettikleriniz kaybetti.
Kazanan kim oldu?
Kopyacılar, üçkağıtçılar, hırsızlıkta profesyonelliğe terfi eden PİSLİK üreten AHLAKSIZLAR.

